Ömer Murat yazdı: Biden o kritik zirveye Erdoğan’ı neden almadı?

ABD Başkanı Biden G7 ve NATO ülkelerinin devlet başkanlarıyla yaptığı toplantıya Erdoğan'ı davet etmedi. Geriye dönüp baktığımızda füzelerin Polonya topraklarına mı, yoksa sembolik olarak Erdoğan’ın dış politikadaki camdan kulelerinin üzerine mi düştüğünü tefrik etmekte zorlanıyoruz.

ÖMER MURAT 19 Kasım 2022 HABER ANALİZ

G-20 ülkeleri liderlerinin bu yılki zirve için Endonezya’nın Bali adasında toplandıkları gün, dünyanın nefesini tuttuğu bir gelişme yaşandı. Bir NATO üyesi olan Polonya’nın Ukrayna sınırlarındaki topraklarına füzeler düştü, iki Polonyalı sivil hayatını kaybetti. O gün Rusya, tüm Ukrayna’yı sivil-askeri hedef gözetmeden füzelerle adeta yaylım ateşine tutmuştu. (Ülkedeki sivil altyapıya zarar veren, insan hayatını hiçe sayan böyle bir saldırıyı yapmalarının amacını ise, daha sonra, “Kiev’i bir anlaşmaya zorlamak” olarak belirterek bir insanlık suçu işlediklerini adeta itiraf ettiler.)

Bu sebeple ilk bakışta Rusya’nın attığı füzelerden bazılarının Polonya’ya isabet ettiği düşünüldü. Fakat Rusya bunu kasten mi yapmıştı? Öte yandan NATO’nun Moskova’ya savaş ilan etmesine yol açacak böyle kritik bir gelişmede ne yaşandığından emin olunması gerekiyordu. Acaba gerçekten füzeler Rusya’ya mı aitti? Rusya hemen reddetmişti ama Putin’in doğruyu söylediğine güvenilir miydi?

Neticede kriz alevlendiği çabuklukta sönüverdi. Çünkü füzelerin Rusya’nın saldırılarını engellemek için devreye giren Ukrayna hava savunma sistemlerinden atıldığı tespit edildi. Fakat tüm kriz, bir liderin dış politikada binbir propagandayla kurduğu camdan kulelerin tuzla buz olmasına yol açtı. Bu dış politika enkazının sahibi ne Polonya, ne Ukrayna, ne Rusya, ne de bir Batılı ülke lideri değil, Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Şöyle ki, ABD Başkanı Joe Biden Polonya’daki gelişme üzerine nasıl bir tepki verileceğini belirlemek üzere Batılı liderlerle Bali’de acilen bir görüşme gerçekleştirmeyi gerekli gördü. Bu çerçevede G20 Zirvesine katılan G7 ve NATO ülkelerinin devlet başkanlarıyla olağanüstü bir toplantı (emergency meeting) tertipledi. Eğer Rusya, Polonya’ya hakikaten saldırmış olsaydı, belki de bu toplantı tarihe NATO’nun Moskova’ya savaş ilanına fiilen karar verdiği kritik an olarak geçecekti. Bu kadar kritik bir toplantıya Bali’de olduğu halde davet edilmeyen tek NATO ülkesi devlet başkanı Erdoğan oldu.

G20 Zirvesi marjında ABD Başkanı Biden’ın davetiyle NATO liderleri ve Japonya Başbakanı, Polonya’ya düşen füze konusunu ele almak üzere olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya Erdoğan davet edilmedi.

Ukrayna savaşı başladığından bu yana Erdoğan’ın Putin’i kollayan siyaseti nedeniyle Ankara’nın Batı ittifakındaki yerinin sorgulandığını, hatta Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması meselesinin ittifak içinde kapalı kapılar ardında ciddiyetle tartışıldığını ayrıntılarıyla ele alan pek çok yazı yazdım. Daha geçen haftaki yazımda da bu hususu vurgulamıştım. O nedenle bu son gelişme eminim bu köşenin okurları için hiç de şaşırtıcı olmamıştır. Fakat aynı durum dünyayı ve Türk dış politikasını Erdoğan’ın propaganda aygıtlarının (yani Türk basını ve medyasının yüzde 90’ının) ürettiği bültenlerle okuyan geniş bir kitle için geçerli değildi ki bu kitle içerisinde bu propagandadan etkilendiğinin farkında bile olmayan hatırı sayılır bir muhalif kesim de var. Erdoğan rejimiyle örtülü ittifakları nedeniyle son kertede muhalif olmadıkları halde muhalif gibi görünerek, milliyetçi, vatansever bir bakış açısıyla olaylara bakıyormuş havası içerisinde çaktırmadan iktidarı destekleyenler de bu kafa karışıklığını besliyor.

Bunlara göre Erdoğan, Batı ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden cereyan eden kapışmada başarılı bir denge siyaseti izliyor. Türkiye, Kiev ve Moskova arasında Ukrayna tahılının dünyaya ulaştırılmasını sağlayan anlaşmaya arabuluculuk etmesi; Ukrayna ve Rus, Amerikan ve Rus heyetlerinin toplantılarına evsahipliği yaparak savaşta gerilimin düşürülmesi gibi girişimleriyle sadece Rusya’nın değil, Batılı ülkelerin de takdirini kazanıyor. Onların bize anlattığına göre, AKP lideri o kadar usta bir siyasetçi ki, bir yandan böyle teşebbüslerle Batı nezdinde kendisini vazgeçilmez kılarken, diğer yandan da krize düşmüş Türk ekonomisinin seçim öncesi acilen ihtiyaç duyduğu finansal kaynakları elde etmek için Rusya’ya Batı’nın ağır yaptırımlarını delmesinde yardımcı oluyor. İşte Biden’ın Erdoğan’ı o kritik zirveye almaması tüm bu söylemlerin ne kadar geçersiz olduğunu gözler önüne serdi.

AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya’nın Bali adasında 15-16 Kasım tarihlerinde düzenlenen G20 Zirvesi’ne katıldı.

Hakikatte Erdoğan Ukrayna savaşı başladığından beri bir denge siyaseti değil, otokrat dostu Putin’le birbirlerini sıkı sıkıya kolladıkları bir taktik izliyor ve bu Batı tarafından da kızgınlıkla takip ediliyor. Resmi verilere göre geçen ay Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı yüzde 86 oranında, Rusya’dan ithalatı ise iki kattan fazla arttı. Batı’da yaptırımlar nedeniyle artık barınamayan pek çok Rus oligark ultralüks yatlarıyla soluğu Türkiye sahillerinde aldı. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre bu yıl başından Eylül’e kadar dokuz aylık sürede Türkiye’ye kaynağı belirsiz olan 24,9 milyar dolar girdi. Geçen yıl aynı dönemde “net hata ve noksan” kavramıyla ifade edilen para miktarı bu rakamın yarısından azdı.

Hükümetin cari işlemler açığındaki büyük deliği bir süre daha kapatabilmesini sağlayan bu paranın kaynağı, resmen belirsiz olsa da herkesin bildiği bir sır… Türkiye’yle yakından ilgilenen bir İngiliz bankacı (BlueBay Varlık Yönetimi Kıdemli Stratejisti Timothy Ash) bunun büyük ölçüde Rus para akışı olduğuna ilişkin pek şüphe bulunmadığını belirtirken Putin’in Erdoğan’a seçimi kazanması için yardım ettiği değerlendirmesini yapıyor.

Biden yönetimi Çin’le şiddetlenen “büyük güç” rekabeti çerçevesinde enerjisini Asya’ya yoğunlaştırmışken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası “bir koltukta iki karbuz taşımak” zorunda kaldı. Bu nedenle “şimdi bir de Erdoğan’la uğraşmak” istemediği için AKP liderinin “ihanetine” karşı idare-i maslahatçılık diyeceğimiz türden bir siyaset izliyor. “İhanet” kelimesi kimileri için ağır gelebilir ama Erdoğan’ın bugüne kadarki tavrının Batı başkentlerinde nasıl algıladığını ifade etmek için gayet yerinde bir tanımlamadır. Nedenlerini biraz açalım:

Endonezya’da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi marjında ABD Başkanı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaklaşık 20 dakika sürdüğü bildirilen kısa bir görüşme yaptı.

Putin, Ukrayna işgaliyle Batı liderliğindeki küresel düzene meydan okudu. Hedefi özellikle de ABD’yi aciz bırakarak Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan güç dengelerini Batı aleyhine yeniden belirlemekti. Batı kendisine çatışmanın daha hemen başında nükleer silah kullanabileceğini söyleyen Rus liderin tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bunun Batı efkar-ı umumiyesinde nasıl olumsuz yankılandığını anlamamızı kolaylaştıracak sembolik bir hadise Almanya’da otuz yıl aradan sonra ilk kez insanların bir nükleer saldırı olması halinde sığınabilecekleri yerlere ilişkin bilgi almak için ilgili kurumlara başvurmasıdır. Batı Putin’in bu meydan okuması karşısında iki kritik örgütünü harekete geçirdi: NATO ve G7. Bunlardan ilki askeri tedbirler üzerinde dururken, ikincisi kapsamlı ekonomik yaptırımların kararlaştırıldığı ana mekanizma oldu.

Batı, Rusya’yı sıcak bir çatışmaya düşmeden ağır ekonomik, ticari, finansal yaptırımlarla diz çöktürmeye öncelik veriyor. Bu şekilde Putin’in ülkesini düşürdüğü bataklıktan daha fazla debelenmeden “yol yakınken” çıkmayı kabulleneceği hesaplanıyor. O nedenle Batı stratejisinde Rusya’yı pes ettirmek bakımından yaptırımlar kritik bir rol oynuyor. Çin ve Hindistan gibi ülkeler bunu anladıklarından Batı’nın hışmını çekmemek için oldukça ihtiyatlı bir siyaset izleyerek Rusya’nın kendi üzerlerinden rahatlıkla yaptırımları deldiği gibi bir görüntü ortaya çıkmamasına gayret ederken bir NATO üyesi olan Erdoğan Türkiyesi aynı ihtimamı göstermiyor.

Erdoğan rejimi Putin’e yaptırımları delme konusunda yardım etmesi yetmiyormuş gibi bir de Batı tarihinde bir dönüm noktasını teşkil eden İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularını veto tehdidiyle uzatıyor. Tüm bunlar NATO ve Rusya arasında bir savaş çıkarsa Erdoğan rejimine ne kadar güvenilebileceğine dair soru işaretleri oluşturuyor. “Rusya’nın bir NATO ülkesine saldırması halinde çok hızlı kararlar alması gereken örgütün çalışmasını Erdoğan bu tür taktiklerle zorlaştırıp Kremlin’deki otokrat dostunu rahatlatan adımlar atar mı?” minvalinde sorgulamalar ister istemez yaşanıyor.

Gerek tahıl anlaşması, gerek ABD ve Rus dış istihbarat kurumlarının (CIA ve SVR) başkanlarının Ankara’da buluşması gibi girişimler Batı’da Erdoğan rejiminin arabuluculuk başarıları olarak değil, Rus liderin Ankara’daki kleptokrat dostuna uluslararası diplomaside profilini yükseltmesi ve Türk halkına zafer hikayeleri satması için attığı paslar olarak görülüyor. Keza Putin’in Erdoğan’ı yakınında tutarak NATO ittifakında bir ayrılığa yol açmaya çalıştığı düşünülüyor.

(Soldan sağa) ABD Başkanı Biden, Almanya Başbakanı Scholz, İspanya Başbakanı Sanchez, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İngiltere Başbakanı Sunak, İspanya Dışişleri Bakanı Bueno, Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, Kanada Başbakanı Trudeau, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, 16 Kasım 2022’de Endonezya’da düzenlenen olağanüstü toplantı sırasında…

Dediğim gibi, Batı şu sıralar Erdoğan’la “perdeyi yırtmak” istemediğinden Türkiye’yi hizada tutma yöntemi olarak “ikincil yaptırım” tehditlerini kullanıyor. New York ziyareti dönüşü apar topar Mir ödeme ağından çıkması ve Rus havayollarının uçuş izinlerinin çoğunun kaldırılması örneklerinde görüldüğü gibi Erdoğan bu tehditlerle yüzleştiğinde hemen geri adım atıyor.

Fakat Rusya’yla gerilim arttıkça Batı’nın Erdoğan’a yönelik tutumunu sertleştirmesi kaçınılmazdır. İşte Bali’de adeta böyle bir anın tatbikatı yapıldı ve ortaya çıktı ki Batılı liderler risklerin, gerilimin yükseldiği bir durumda Erdoğan’ı dışlayarak hareket etmeyi adeta dünden kararlaştırmış gibilerdi.

Erdoğan bir yabancı gazetecinin “olağanüstü zirveye” çağrılmamış olmasını nasıl değerlendirdiğine ilişkin sorusunu sinirlenerek ama Biden’a hiçbir tepki göstermeyerek cevapladı: “6 ülke biraraya gelmiş, diğer 20 ülkeyi niye sormuyorsun? Demek ki bizi arama imkanları o esnada olmamış olabilir. Çok da önemli değil. Konuşulan şey de bu (Polonya’ya düşen) füzenin markası nedir, ne değildir. Onu da zaten Sayın Biden ‘Bu Rus yapımı değil’ demek suretiyle cevabı vermiş. Bizi önemli işlere davet ediyorlar. Önemsiz olan işlere gitmemize de gerek yok. Ok?”

Maalesef AKP Genel Başkanı’nın verdiği bu cevabın hiçbir tatmin edici tarafı bulunmuyor. Öncelikle toplantıda liderleri biraraya gelen ülke sayısı 6 değil 9. (ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Kanada, İtalya, İspanya, Hollanda ve Japonya) Bu ülkelerin liderlerine ilaveten Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel de katıldı. Yani toplantı 11 liderin katılımıyla gerçekleşti.

ABD Başkanı Joe Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz… Endonezya’daki G20 Zirvesi sırasında…

İkinci olarak, diğer NATO ülkelerinin liderleri zaten G20 üyesi olmadıkları için Bali’de bulunmuyorlardı, orada bulunup da zirveye davet edilmeyen tek ülke Türkiye oldu. Üçüncü olarak, Batı’nın tüm önde gelen ülkelerinin liderleri kritik bir toplantı için biraraya gelirken, siz de zaten o sırada orada bulunduğunuz halde nasıl olur da Türkiye gibi bir ülkenin devlet başkanını “arama imkanları olmaz.” Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip, vazgeçilmez stratejik önemde bir ülke değil miydi? ABD Başkanı Biden, G20 üyesi olmadığı halde evsahibi ülke Endonezya’nın özel daveti sayesinde zirveye katılabilen Hollanda’nın başbakanını bile “arayıp bularak” toplantıya davet etmeyi ihmal etmezken nasıl olur da Erdoğan’ı adeta unutmuştur.

Dördüncü olarak, toplantıda konuşulan konu hiç de önemsiz değildi, aksine Türkiye’nin NATO ittifakıyla birlikte Rusya’ya karşı bir savaşa girip girmemesini belirleyebilecek kadar kritikti. Polonya’ya düşen füzeleri Rusya mı atmıştı? Rusya atmışsa buna NATO nasıl karşılık verecekti? Bu soruların ele alındığı bir toplantıda Türkiye’nin görüşlerinin de dinlenilmesi, yani Türkiye’nin de masada yer alması milli çıkarlarının savunulması bakımından elzemdi. Erdoğan tamamen kendi iktidarını uzatmaya odaklanırken ülkenin uzun vadeli çıkarlarını gözardı ederek izlediği siyasetlerle Türkiye’nin 1853 Kırım Harbi’nden bu yana pek çok badireler sonucu elde ettiği Batı masasındaki o kıymetli sandalyesini kaybetmesine neden olmak üzeredir.

Şu hususu da vurgulamalıyız: Erdoğan’ın iç kamuoyuna pompaladığı havada doğruluk payı olsaydı, böyle bir zirveye neden davet edilmediği sorusu kendisine sorulduğunda Biden’a tepki gösterir, “O masaya bizi çağırmazsanız işlerinizi zorlaştırırsınız, bizi böyle tavırlarla dışlayabileceğini kimse sanmamalı” tarzında yanıtlar verirdi. Ama anlaşılan içeride “mangalda kül bırakmayan” AKP Genel Başkanı, uluslararası platformlarda o kadar itibardan düşmüş ve zayıf durumdadır ki böyle bir tavrı gösterebilecek gücü kendisinde bulamamıştır.

Rusya’nın son hava saldırılarında sivillerin yaşadığı pek çok konutta isabet aldı. Fotoğrafta Ukrayna’nın başkentinde Rus füzesi isabet eden bir apartman görülüyor. Rus hava saldırılarında, ülkenin enerji altyapısının tahminen yüzde 40’ının zarar gördüğü bildiriliyor.

Biden o toplantıya çağırmayarak Erdoğan’a çok dikkat çekici, hatta biraz sert bir ihtarda bulundu. Bana kalırsa ABD Başkanı’nı böyle bir adım atmaya iten, adeta “bardağı taşıran son damla” mesabesindeki hadise Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyelik başvurusunu sürüncemede bırakması oldu. Macaristan Başbakanı Orban benzer bir sert tepkiyle yüzleşme tehlikesini gördüğü için olacak, adeta “kolunun büküldüğünü” gösteren bir işaretle bu hafta “Türkiye’den önce İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvurularını Macar parlamentosundan geçireceklerini” duyurarak “Ben engel olmam, siz Erdoğan meselesini halledin” mesajı verdi. (İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin onayını henüz parlamentosundan geçirmeyen sadece bu iki ülke kaldı.) Biden, Erdoğan’a bu meseleyi uzatması halinde kendisini Batı ittifakında dışlamaktan kaçınmayacağını açıkça gösterdi. Umarım “Türkiye İskandinav ülkelerin NATO üyeliklerini tek başına veto etse bile kimse onu NATO’da dışlayamaz, bu hukuken mümkün değil” diyenler işin ciddiyetini artık farketmişlerdir.

Öte yandan, “III. Dünya Savaşı mı çıkıyor?” endişesini doğuran bir uluslararası kriz, Kremlin’in kendisinden duymaya hiç de alışık olmadığımız şekilde Biden’a dizdiği övgülerle sona erdi. Kremlin açıklamasında Polonya ve diğer bazı ülkelerin tüm kışkırtıcı tepkilerine rağmen ABD Başkanı’nın gösterdiği “ölçülü, çok daha profesyonel tavrı” takdir etti. Moskova Polonya’ya füzelerin düşmesinden itibaren takındığı tavırlarla krizi tırmandırmak istemediğini Washington’a açık bir şekilde iletti. Mevcut durumda Rusya’nın savaşı genişletmeye hiç niyeti olmadığı, bunun da Batı tarafından bilinmesini önemsediği iyice anlaşıldı. Önümüzdeki dönemde tarafların savaşın sona erdirilmesi için yoğun bir diplomasi trafiği başlatması şaşırtıcı olmayacaktır.

Anlayacağınız şimdi geriye dönüp baktığımızda füzelerin Polonya topraklarına mı, yoksa sembolik olarak Erdoğan’ın dış politikadaki camdan kulelerinin üzerine mi düştüğünü tefrik etmekte zorlanıyoruz.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat