ABD ara seçimlerinde kaybedenler: Trump, Putin ve Erdoğan

Erdoğan ABD Kongre seçimlerinden Biden’ın zaferle çıkmasının kleptokrat kankası Putin’i çok zor durumda bıraktığının farkında... Buna anlaşılan o kadar üzülmüş ki, Türkiye’nin cumhurbaşkanına yakışmayacak şekilde, gönlünün kimden tarafta olduğunu iyice açık ederek konuşuyor.

ÖMER MURAT 12 Kasım 2022 HABER ANALİZ

ABD anayasası başkanlık makamını oldukça güçlü tutmuştur. Fakat bu gücün kontrolden çıkarak tek adam rejimine dönüşmesini önlemek için kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesinde yasama (Kongre) ve yargıya (Yüksek Mahkeme) olağanüstü yetkiler verilmiştir. Tabiri caizse; Başkan gaza istediği kadar basmakta serbesttir ama Kongre ve Yüksek Mahkeme frene basarsa bunu önleyebilmesi mümkün değildir. Bunlar içinde Kongre çok daha etkin rollere sahiptir.

Bu nedenle, partisi Kongre’nin iki kanadında (Senato ve Temsilciler Meclisi) da hakim olan bir başkan, dünyanın en büyük ekonomik ve askeri kuvvetine sahip bir ülkede tüm dizginleri elinde tuttuğundan adeta dünyanın en güçlü lideri haline gelir. Biden iki yıl önce koltuğa böyle oturmuştu: Demokratlar Kongre’de tam hakim durumdaydı.

ABD siyasi sisteminde Senato’nun tümü aynı anda yeniden seçilmez. İki yılda bir gerçekleşen seçimlerle yaklaşık üçte biri değişir. Temsilciler Meclisi üyeliği ise iki yılla sınırlıdır, yani tümü her seçimde tamamıyla yenilenir. Bu nedenle bu hafta gerçekleşecek seçimlerde Demokratlar Kongre’deki hakimiyetlerini devam ettiremezse Biden ciddi güç kaybına uğrayacaktı.

ABD Başkanı Joe Biden partisinin seçim başarısını kutluyor.

Pek çok gözlemci, on yıllar sonra yeniden yükselişe geçen enflasyon nedeniyle seçmenin Biden’ı cezalandıracağı ve hala Trump’ın etkisi altındaki Cumhuriyetçi Parti’nin seçimlerden muzaffer çıkarak Kongre’de ezici bir üstünlüğe ulaşacağını öngörüyordu. Keza Cumhuriyetçiler içerisinde Putin’e sempatiyle bakan adaylar olduğundan ve bunlar seçim kampanyalarında Washington’un Ukrayna’ya verdiği on milyarlarca dolar tutarındaki askeri yardımı eleştirdiklerinden, seçimden sonra Biden’ın dış politikada işinin çok zor olacağı konuşuluyordu.

Fakat korktuğu başına gelmedi, aksine ABD’de pek çok uzmanı şaşırtacak şekilde Biden ara seçimlerde en başarılı performanslardan birini ortaya koyan Demokrat başkan oldu. Cumhuriyetçi Parti tarihinin en kötü ara seçimlerinden birini yaşadı. Bir kaç eyalette sayımlar devam ettiği için hala bazı sonuçlar belli olmadığından kesinleşmese de, muhtemelen Demokratların Senato’da, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlayacağı anlaşılıyor. Cumhuriyetçiler seçimde en ağır yenilgilerini Pensilvanya’da aldılar, orada Trump’ın desteklediği adayların neredeyse tümü, başta senatör adayı Mehmet Oz olmak üzere seçilemediler. Trump’ın bir adayı desteklemesi için aradığı iki temel şart vardı: Kendisine sadık olması ve yenildiği başkanlık seçimlerinde hile yapıldığı iddiasını kabul etmesi.

Donald Trump, Kongre ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisini güçlendirmek istiyordu ama bu gerçekleşmedi.

Aldığı beklenmedik yenilgi bu haftaya kadar Cumhuriyetçi Parti’nin tartışmasız lideri olan Trump’ın “façasını fena bozarken”, Florida’da Demokrat rakibini 19 puan farkla geçerek yeniden valiliğe seçilen Ron DeSantis’in muhtemel bir başkan adayı olarak öne çıkmasını sağladı. Rubert Murdoch’un Amerikan sağına hitap eden medyası seçim sonrası Trump’a adeta “açtı ağzını, yumdu gözünü.” Cumhuriyetçi kanaat önderlerinden Karl Rove, the Wall Street Journal’deki yazısına “Kırmızı dalga çıkmadı, Trump deniz ortasında kayboldu” başlığını uygun gördü. (Geleneksel olarak ABD’de Cumhuriyetçileri temsil eden renk kırmızı, Demokratların rengi ise mavidir.) Murdoch medyası Cumhuriyetçi Parti’nin yeni kurtarıcısı olarak gösterdiği DeSantis’i ise yere göğe koyamadı. Anlayacağınız Trump’ın başı belada… Sonunda bu badireyi de atlatsa bile artık uzunca bir süre Biden’ın “başını ağrıtamayacaktır.”

Kongre’nin iki kanadından genel olarak daha güçlü olanı, dış politika, savunma konularında daha etkili olanı Senato’dur ve oradaki Demokrat çoğunluğun devam etmesi Biden’ın özellikle Rusya ve Çin’e karşı son iki yıldır izlediği siyasetin herhangi bir “frene” maruz kalmadan süreceği anlamına gelmektedir. Putin rejiminin, ağır bir yenilgiyi kabullenerek, Ukrayna’nın Rus işgali altındaki kritik Herson şehrinden geri çekileceğini ABD Kongre seçimlerinin sonuçlarıyla aynı gün açıklaması pek tesadüf sayılmaz. Artık ABD’deki bir sonraki başkanlık seçimlerine kadar, yani önümüzdeki iki yıl boyunca Batı’nın Rusya’ya karşı ortak cephe oluşturarak Ukrayna’ya tam ekonomik ve askeri destek verme siyasetinde bir değişim beklememek gerekiyor. Nitekim Putin’in önümüzdeki hafta Endonezya’da düzenlenecek G-20 Zirvesine katılmama kararı alması da, mevcut şartlar muvacehesinde Batılı liderlerin karşısına zayıf bir pozisyonda çıkmak istememesiyle ilgili görüldü.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kızıl Meydan’daki Kuzma Minin ve Dmitry Pozharsky anıtına geçen hafta çiçek bırakırken…

ABD’deki ara seçim sonuçlarını yüzünde bir tokat gibi hissedenler arasında Erdoğan’ın da olduğunu ise son demeçlerinden gayet açık bir şekilde anlıyoruz. Uğradığı hayal kırıklığını bir bölgesel zirve için gittiği Özbekistan’dan dönerken uçakta gazetecilerle paylaşan AKP Genel Başkanı’nı “yediği tokatın” etkisi “hayal görecek” kadar sersemletmiş gibiydi. Çünkü ABD seçimlerine ilişkin verdiği bilgiler hakikat değil, kendi temennilerini yansıtıyordu. AKP Genel Başkanı adeta bir Cumhuriyetçi Parti yetkilisiymiş gibi konuşarak şöyle diyordu: “Temsilciler Meclisinde Cumhuriyetçiler açık ara işi önde kapattılar ama şimdi tabii Senato var. Senatoda iki üç yer çok büyük önem arz ediyor. Yani bu iki üç yerde eğer Cumhuriyetçiler başarılı çıkarsa belki iş bizim için çok daha kolay olacaktır. Şimdi süreci takip ediyoruz.”

Öncelikle Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde açık ara önde kapatmadılar. Bu yazı yazılırken Cumhuriyetçiler 211, Demokratlar 201 sandalye kazanmıştı. Meclis’te çoğunluğu elde etmek için 218’e ulaşmak gerekiyor. Şu anki tahminler Cumhuriyetçilerin 220 civarında kalacağını, Demokratların da 215’e kadar yükseleceğini gösteriyor. Bu, Biden Yönetimine sorun oluşturmayacak, çok zayıf bir çoğunluk. İkinci olarak bugün itibariyle Demokratlar, AKP liderinin bahsettiği “iki üç yerden” biri olan Arizona’daki senato koltuğunu da kazandılar. Geriye iki eyalet kaldı: Nevada ve Georgia. Bunlardan ilkinde de Demokrat adayın kazanma ihtimali çok yüksek. Bu gerçekleşirse Georgia’daki seçimi kim kazanırsa kazansın Senato’da çoğunluk Demokratların olacak. Görüldüğü üzere Erdoğan’ın “hayalini kurduğunu” anladığımız neticenin gerçekleşme ihtimali pek yok gibi…

Son olarak ise şunu eklemeliyiz: Türkiye’nin cumhurbaşkanlığını yürüten bir kişinin başka bir ülkenin seçimlerinde bu kadar taraf tutması her bakımdan çok yanlıştır. Şimdi bırakın Biden’ı veya Scholz’u, ABD ve Almanya’da iktidarda olan partilerin yetkililerinden biri “Türkiye’de Millet İttifakı başarılı çıkarsa belki iş bizim için çok daha kolay olacaktır” gibi bir cümle kursa, bunun muhalefetin dış güçlerin maşası olduğu anlamına geldiğini iddia ederek gece gündüz emrindeki medyada yayınlatacak bir politikacı için böyle bir tavır açık bir tenakuz değil midir? Bir devlet başkanının başka bir ülkedeki siyasi partilerden birinin kazanmasını istediğini bu denli açık etmesi en hafif tabiriyle diplomatik acemilik ve nezaketsizliktir. Ne yaparsınız ki AKP Genel Başkanı’nın böyle kişisel çıkarına göre ayrı tellerden çaldığı tutarsız ve ilkesiz tavırlarıyla ilk kez yüzleşmiyoruz.

Erdoğan ABD Kongre seçimlerinden Biden’ın zaferle çıkmasının kleptokrat kankası Putin’i çok zor durumda bıraktığının da ayırdında… Bu onu anlaşılan o kadar üzmüş ki, NATO üyesi olan Türkiye’nin cumhurbaşkanına yakışmayacak şekilde, adeta gönlünün kimden tarafta olduğunu belli ederek şu ifadelerde bulunmuş:  “Rusya sıradan bir devlet değil, güçlü bir devlet. Tabii başta Amerika olmak üzere Batı, Rusya’ya adeta sınırsız saldırıyor. Bütün bunların karşısında da tabii şu anda Rusya bir direnç ortaya koyuyor.”

Urkayna’nın Zaporizhzhia bölgesinde Ukayna askerleri Rus işgal ordusuna karşı savunma harbini sürdürüyor.

Hiçbir şey bilmeseniz bu açıklamalardan şu an toprakları yabancı bir ordunun işgali altında bulunan, milyonlarca vatandaşı mülteci durumuna düşen, vatanlarını savunurken hayatlarını kaybeden on binlerce askerinin dışında 40 bin sivil vatandaşını işgal ordusunun saldırılarında kaybeden ülke Ukrayna değil Rusya’dır sanırsınız. Ve yine sanırsınız ki tek metrekare toprağı işgal edilmemiş Rusya, Batı saldırıları altında bir savunma harbi yürütmektedir. AKP Genel Başkanı’nın aynen Rus lider gibi konuşması, savaşta Rusya’nın yenilmesi halinde Batı’nın daha da güçlenmesinden ne derece endişe ettiğini iyice ortalığa dökmektedir.

Daha önce pek çok yazımda defaatle belirttiğim gibi, Erdoğan’ın Ukrayna savaşında Batı ve Rusya arasında başarılı bir denge politikası izlediği savı, iktidarı muhalif etiketine zarar vermeden çaktırmadan övmeye çalışmak değilse ciddi bir yanılsamadan ibarettir. Aksine Erdoğan Batı’nın “sopasıyla”, yani ikincil yaptırım tehditleriyle iyice yüzleştiği ana kadar, gücü nispetinde Putin’i rahatlatmak için elinden geleni yapmakta, Rus lider de onun bu adımlarını karşılıksız bırakmamaktadır. Tüm bunlar Batı başkentlerinde yakından izlenmekte, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini veto etme tehdidine kadar AKP Genel Başkanı’nın Putin’i kollayan tavırları, Erdoğan hükümetinin savaştan ekonomik kazanç elde etmeyi hedefleyen fırsatçılığı dikkatle not edilmektedir. Erdoğan da bunun farkındadır ve savaşın Rusya’nın ağır yenilgisiyle neticelenmesinden en az Putin kadar endişe ediyor gözükmektedir.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat