Tüm ibreler Yavaş ve Akşener’i gösteriyor

İmamoğlu’nun bertaraf edilmesi ve HDP'nin kapatılması sonrası İmamoğlu'nu siyaset piramidinin tepesine çıkaran toplumsal dip dalgalar önümüzdeki aylarda çok daha fazla hareketlenecek. Peki Akşener ya da Yavaş, Erdoğan karşısında seçimi kazanabilir mi?

ÖMER MURAT 24 Aralık 2022 HABER ANALİZ

Artık şu iyice ortaya çıktı: Millet İttifakı’nın adayını İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener belirleyecek. Akşener, İmamoğlu’nun bir darbeyle görevden alınarak saf dışı edilmesi sonrası Erdoğan’ı paralize etmek için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı öne çıkarmayı tercih edebilir. Yavaş’ın aday olması halinde belediye meclisinde çoğunluk AKP-MHP ittifakında olduğu için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kaybedecekleri gerekçesiyle bunu yapmazsa veya Yavaş aday olmak istemezse Millet İttifakı’nın Akşener’i aday gösterme dışında seçeneğinin olmadığını düşünüyorum.

Erdoğan, İmamoğlu’nu başından itibaren “PKK’yla iltisaklı” olmakla suçlayarak görevinden almak ve siyasi yasaklı hale getirmek istiyordu. (Bunun nedenlerini başka bir yazımda anlatmıştım.) Ama İmamoğlu davasına bakan hakimlerin belli oranda direnmesi nedeniyle bunu yapamadı. Davaya “talimatları sorgulamaksızın yerine getiren” bir hakim atandığında da çok geç olmuştu. İmamoğlu’na “YSK’ya hakaretten” verilen ceza sonrası gerçekleştirilen Saraçhane mitingi o kadar etkili oldu ki, Erdoğan bile davanın arkasında durmaktan çekindi: Konuya ilişkin yurtdışı dönüşü uçakta yaptığı İmamoğlu’nu eleştiren açıklamaları yayınlatmayarak acı bir fren yaptı. Şimdi oyunu en başta istediği gibi yeniden kurgulamaya karar verdi. Muhtemelen İmamoğlu belediyeye “PKK’lıları” aldığı gibi bir suçlamayla görevden alınacak. Bu uysa da uymasa da, öyle ya da böyle gerçekleşecek gibi gözüküyor.

Erdoğan’ın seçime altı aydan daha az bir süre kalmışken, İmamoğlu’na karşı böyle “tam taarruza” geçmesinin, onun Millet İttifakı’nın adayı yapılması halinde üçüncü kez karşısında yenilmekten korkmasıyla ilişkili olduğunu herkes görmektedir. Eğer benzer bir korkuyu Kılıçdaroğlu için de taşısa, CHP Genel Başkanı’nı da bir terör örgütüyle iltisaklı olduğu iddiasıyla veya bir devlet görevlisine hakaret etmesini mazeret göstererek siyasi yasaklı hale getirmekten çekinmeyecektir. Bunu yapmama gerekçesinin Kılıçdaroğlu’nu rahatlıkla yenebileceği bir aday olarak görmesiyle ilgili olduğu da artık iyice günyüzüne çıkmaktadır.

Erdoğan’ın neredeyse bağırarak “Karşıma Kılıçdaroğlu’nu çıkarın” dediği bir ortamda Millet İttifakı’nın sağ kanadını oluşturan partiler, onun istediğini yapmak suretiyle seçimdeki muhtemel yenilginin sorumluluğunu almaktan kaçınacaklardır. CHP Yönetimi İmamoğlu’nun safdışı edilmesinin kamuoyunda nasıl yankılanacağından öylesine habersiz, göstere göstere gelen bu gelişmeye karşı öylesine hazırlıksız ki, bazı CHP’li yetkililer, esasen “Ben de geliyorum” diyerek Millet İttifakı’nın seçmen nezdindeki değerini de artıran Akşener’i Saraçhane’ye gittiği için eleştirme aymazlığına düştüler. İmamoğlu görevden alınıp belki de tutuklandığında CHP’nin bu tür tutumları esefle hatırlanırken, Akşener’in tavırları daha fazla takdir ediliyor olacaktır. Akşener artık Erdoğan’ın kazanamayacağını düşündüğü için karşısına çıkmasını istediğini herkesin gördüğü bir adayın arkasında durmak, böyle bir yenilgiye ortak olmak istemeyecektir.

Öte yandan İmamoğlu’nun bertaraf edilmesi sürecinde iyi bir performans ortaya koyamayan ve bu nedenle CHP tabanının bile tepkisini çeken Kılıçdaroğlu, adaylığına Millet İttifakı’nın sağ kanadını ikna edemediğini gördüğünde bir yol ayrımına gelecektir: Ya Altılı Masa’yı dağıtıp tek başına adaylığını ilan edecek, ya da Millet İttifakı’nın başka bir ortak aday çıkarması için uğraşmayı sürdürecektir. Bu denklemde Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’yı dağıtması çok şaşırtıcı olacaktır: Erdoğan’ın tüm seçim hesaplarını zora sokarak bir anlamda köşeye sıkıştıran Millet İttifakı, muhalefetin bugüne kadar geliştirdiği en etkili stratejidir. Hakkını vermeliyiz ki, onun teşekkül etmesinde Kılıçdaroğlu başrolü oynamıştır ve kanaatimce siyasi hayatındaki en büyük muvaffakiyetidir. Unutmayalım ki Millet İttifakı’nın varlığı sayesinde İmamoğlu, Erdoğan’ın korktuğu bir siyasi şahsiyete dönüşmüştür. Şimdi bu başarı tam meyvesini verecekken, Erdoğan Altılı Masa’yı dağıtmak için plan üstüne plan kurarken, Kılıçdaroğlu mimarı olduğu siyasi stratejinin çökmesini istemeyecek ve İmamoğlu’nun bertaraf edilmesinin moral bozukluğunu yaşayan CHP seçmeninin karşısına bir de Millet İttifakı’nın dağıldığı haberiyle çıkmayı göze alamayacaktır.

Muhalefet büyük bir sıkışmışlık içerisindedir. Çünkü İmamoğlu’nun safdışı bırakıldığı, bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun adaylığının iyice zorlaştığı bir ortamda ortada gösterilebilecek aday olarak Yavaş kalmaktadır. Fakat Yavaş’ın anketlerde üst sıralarda çıkmasına yol açan asıl neden kamuoyu karşısında güncel siyasi tartışmalarda sınanmamış olmasıdır. Yavaş, İmamoğlu’ndan farklı olarak bugüne kadar cumhurbaşkanlığına aday olmak istediğini gösterir açık bir hareketlenme veya tavra girmedi, bu ona gelişmeleri rahat bir köşede izleme imkanı sağladı. Oysa adaylığa cidden talip olduğu anda bu rahatlık kaybolacaktır. Yavaş’ın Erdoğan’ın karşı karşıya bırakacağı sınamalarla başedebilme yeteneklerinin ne denli güçlü olduğu bilinmemektedir. Van’a yaptığı ziyaret sırasında Demirtaş’la ilgili bir soruya verdiği belli belirsiz “İnşallah” cevabını geri çekerken gösterdiği acemilik akıldadır. İmamoğlu bu konularda daha antrenmanlı, özellikle Kürt meselesi konusunda daha akıllıca tavırlar geliştirebiliyor, bu nedenle muhalif kesimleri ortak bir cephede biraraya getirebilecek siyasi kıvraklığa sahip olduğuna dair işaretler veriyordu. Zaten onu Erdoğan için bu kadar tehlikeli yapan da farklı muhalif kesimlerin adaylığını kabul edebilecekleri bir şahsiyet olarak öne çıkmasıydı.

Yavaş’ın isminin sıklıkla neden adaylık yarışında anıldığının cevabı basit: Anketlerde İmamoğlu’ndan bile daha fazla oy alacağı görülen tek şahsiyet. Diğer yandan mevcut şartlarda Akşener’in de CHP tabanının reddetmeyeceği, hatta bir geçiş figürü olarak benimseyebileceği, İmamoğlu’nun başına gelenler sırasında almış olduğu aktif tavırlarla ayrıca ekstra bir sempati toplamış, Millet İttifakı’nın sağ kanadındaki partiler tarafından da merkez sağ kökenli, 28 Şubat sürecinde DYP’nin İçişleri Bakanlığı’nı muhafazakarların takdirini kazanacak şekilde yürütmüş birisi olması hasebiyle, tabanlarına kabul ettirebilecekleri bir şahsiyet olarak görülmesi hiç şaşırtıcı olmaz. Her ne kadar Akşener kendisinin cumhurbaşkanı değil (seçimi muhalefetin kazanması halinde bilahare kurulacak parlamenter sistemde) başbakan adayı olduğunu açıklamış olsa da özellikle İmamoğlu’nun bertaraf edilmesi sonrasında (Yavaş dışında) makul bir adayın ortada olmaması gerçeği kararını değiştirmeye zorlayabilir.

Yavaş’ın en büyük zayıflığı, ülkücü geçmişi dolayısıyla bu seçimde belirleyici olacağı görülen Kürtler’den fazla oy alamayacağı gerçeğiydi. Fakat iki popüler aday varken (İmamoğlu ve Yavaş), bunlardan Kürtler’in daha fazla teveccüh göstereceği, “Ona oy verebiliriz” mesajı verdiği aday dururken Yavaş’ı öne çıkarmakla, İmamoğlu’nun Kürt oyları alacağı için Erdoğan tarafından tehlikeli bulunarak bir darbeyle bertaraf edilmesi yüzünden Yavaş’ın mecburen aday gösterilmesi arasında, Kürtlerin meseleyi algılayış biçiminde ciddi bir farklılık olacaktır.

Diğer yandan artık Akşener, Kılıçdaroğlu’ndan farklı olarak, seçmenin karşısına geçip “Kazanacak adayımız vardı, bunu Erdoğan bir darbeyle safdışı bıraktı” dediğinde inandırıcı bulunacak, İmamoğlu’na reva görülenlerden dolayı kızgın halk kitlelerini AKP Genel Başkanı’na sandıkta bir tokat atmaları için kendisini (veya Yavaş’ı) seçmeleri konusunda ikna edebilecek bir konumda bulunacaktır. Akşener, Yavaş’ın aday yapılmaması (veya olmaması) halinde, Millet İttifakı’nı oluşturan tüm partiler açısından seçmene “İçinde bulunduğumuz zorlu şartları görüyorsunuz. Karşınıza çıkarabileceğimiz en makul adayla çıktık” mesajını verebilecekleri tek şahsiyetmiş gibi gözükmektedir. (Kimi okuyucularımızın sıklıkla yanlış anlayabildiğine şahit olduğumdan bu noktada şu vurguyu yapmak şart oldu: Bu yazdıklarım Yavaş ve Akşener’in adaylığına yönelik bir destekten ziyade siyasi analiz ve öngörülerimdir.)

Peki Akşener, Erdoğan karşısında seçimi kazanabilir mi? Akşener’in en zayıf tarafı kendisini şahsen merkez sağda konumlandırma gayretini hiçbir zaman bırakmamış olmasına rağmen partisinin daha sağda yer alması ve onun bu durumu bugüne kadar değiştirmemesi veya değiştirememesidir. İYİP, “Kürt alerjisini” saklamayan, MHP çizgisinde, ulusalcı damarla kesişen bir siyasi parti olarak kurgulanmıştır. Önümüzdeki seçimde Erdoğan karşısında Kürtlerin oyunu alamayacak bir adayın kazanma ihtimalinin zorlaşacağından hiçbir kuşku yoktur. Akşener Kürt meselesinde partisinin kendisini hapsettiği kıskaçtan biraz daha çıkıp da cesurca ılımlı mesajlar vermeye çalışırsa, Kürtler bakımından ehven görülebilir. Bunu başarabilir mi, emin değilim. Onun yerine ekonomik krizden etkilenen milliyetçi seçmenleri kendi tarafına çekme yarışına girmeyi daha cazip bulabilir mi? Şaşırtıcı olmaz. Peki Kürtler nasıl tepki gösterir? Milletvekilliği seçimlerinde (muhtemelen HDP de kapatılacağı için) bağımsız adaylarına oy verirken cumhurbaşkanlığı seçiminde – hiç değilse kritik bir bölümü – Akşener’e oy verir mi? Ankara Büyükşehir Belediye seçimlerinde “ülkücü” kökenli Mansur Yavaş hatırılı sayılır bir Kürt oyu almıştı. Kürt seçmen kendisine seçme hakkı sunulmayan, ama sonucu onun da akibetine etki edecek bir kavgayı dışarıdan seyretmekle yetinmek yerine, her şeye rağmen Erdoğan’a bir tokat daha atma fırsatını fevtetmek istemeyebilir mi? O da şaşırtıcı olmaz.

Şurasını da vurgulamalıyız ki, İmamoğlu’nun bertaraf edilmesi ve HDP’nin kapatılması sonrası Erdoğan’ın seçimleri aslında istediği gibi kazanma ihtimali de kalmayacaktır. Erdoğan ekonomik krizin şiddetlenmesine paralel olarak yaşadığı paniğin artışıyla oralarda da duramayıp otoriterleşmeyi iyice artıracaktır. Hele Yavaş gibi bir adayın karşısına çıkarılması onun bu temayüllerini daha da şiddetlendirecektir. Böyle elinde sopayla ve ağzında muhaliflere karşı “teröristler” höykürüşleriyle kazandığı bir seçim ona ne Türkiye, ne de dünyada ihtiyaç duyduğu rahatlık ve itibarı vermeyecektir.

Öte yandan, seçim sathı mailinde tüm gelişmelerin Türkiye’de ekonomik krizin artarak sürdüğü bir zeminde yaşanacağı hakikati siyaset sahnesinin asıl belirleyici gücü olacaktır. Üç yıl öncesine kadar Beylikdüzü dışında tanınmayan bir (“no name”) siyasetçi, kimsenin kendisine fazla şans vermediği seçimlerde AKP Genel Başkanı’nı iki kez yendi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması halinde üçüncü kez yeneceği de iyice anlaşıldı. İmamoğlu’nu birden bire siyaset piramitinin tepesine çıkaran toplumsal dip dalgalar önümüzdeki aylarda çok daha fazla hareketlenecektir. Erdoğan’ın tüm siyasi cambazlıkları tesirlerini beklenmedik şekilde ve birdenbire gösteren bu dalgalar karşısında etkisiz kalmaktadır. Asgari ücretin yükselmesi halihazırda işsizlik ve enflasyon canavarı altında inim inim inleyen geniş toplumsal kesimlerin sadece bir kısmına, o da bir kaç aylık bir rahatlama sağlayacaktır.

Erdoğan’ın Körfez Arap ülkelerinden ve Rusya’dan aldığı borçlarla seçime kadar dövizde yeni krizler yaşanmaması için çabaladığı görülmektedir. Bu çabası başarısız olursa, yani seçimden önce doların değerinde ciddi sıçramalar yaşanırsa, bu gelişme tüm seçim dinamiklerini değiştirecektir. Millet İttifakı’nın adayının böyle yelkenlerinin şiştiği bir ortamda Erdoğan koltuğunu kazanana terketmek için kuzu kuzu seçim gününü beklemeyecektir. İyice panikleyerek Suriye ve Yunanistan’la ilgili savaş senaryolarının en şiddetlilerini alalacele devreye sokması ve “seçim öncesi Türkiye’ye finansal komplo kuran Batı’ya karşı ekonomik kurtuluş mücadelesi ve savaşlar” nedeniyle olağanüstü hal ilan edip seçimi ertelemesi de ihtimaller arasındadır.