Erdoğan kazanıyor, NATO’daki veto krizi çözülüyor mu?

ABD, Erdoğan sonrası dönemde Türkiye’yle ilişkilerde normalleşme yaşanması kapısını açık bırakmak, gemileri tamamen yakmak istemiyor.

ÖMER MURAT 14 Ocak 2023 HABER ANALİZ

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin TBMM’de onaylanması karşılığında Ankara ve Washington arasında yürütülen pazarlıklarda bir çözüme ulaşılmış gibi gözüküyor. Dün akşamdan itibaren uluslararası basında yayınlanan haberlere göre taraflar arasında varılan anlaşmanın parametreleri şu şekilde:

Hatırlanacağı üzere Erdoğan’ın önünü arkasını hesaplamadan Rusya’dan S-400 füzeleri alması üzerine ABD’nin Türkiye’yi 2019’da F-35 programından çıkarması sonrası Türk Hava Kuvvetleri ciddi bir krize düşmüş ve Erdoğan hükümeti Ocak 2021’de Beyaz Saray’dan yeni F-16 alımı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu için talepte bulunmuştu. Uçakları Lockheed Martin adlı Amerikan şirketi üretmekle birlikte, bunların başka ülkelere satışı için ABD hükümetinin onay vermesi gerekiyor. Ankara, Lockheed Martin ile yürüttüğü alım talebinin teknik ayrıntılarına ilişkin müzakereleri ise geçtiğimiz haftalarda sonuçlandırdı.

F-35 savaş uçağı

Haberlere göre Biden Yönetimi Türkiye’nin 20 milyar dolar tutarında 40 yeni F-16 alımı, 79 eski F-16 için modernizasyon kiti ve 900 havadan havaya füze içeren talebini olumlu görüşle Kongre’ye iletmeyi nihayet kabul etti. ABD yasalarına göre Beyaz Saray tek başına yabancı devletlere silah satışı yapılmasına onay veremiyor, bunun için Kongre’nin de itiraz etmemesi şartı bulunuyor. Konuya ilişkin geçen Perşembe Kongre’ye gayrı resmi ilk ön bildirimde bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı yine teâmüller çerçevesinde önümüzdeki hafta, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Çarşamba günü gerçekleşecek Washington ziyaretiyle eşzamanlı olarak, Temsilciler Meclisi ve Senato’nun Dış İlişkiler Komitelerini satışa ilişkin bilgilendirme sürecini başlatacak.

Bu aslında şu demek: Biden Yönetimi Kongre’ye göndereceği satış talebine ilişkin yazının taslağını ilgili komitelerle müzakere edecek. Taraflar tüm konularda anlaştıklarında, Beyaz Saray metnin son halini Kongre’ye iletecek. Beyaz Saray bu resmi talebi ne zaman yapacağına henüz karar vermiş değil. Kongre’nin satış talebini resmen aldıktan sonra 30 gün içinde veto etme yetkisi bulunuyor. NATO üyesi ülkeler için bu süre 15 güne kadar düşüyor. Çok dikkat çekici şekilde Biden Yönetimi Kongre’ye sadece Türkiye’nin değil, onunla birlikte Yunanistan’ın da 30 adet F-35 alım talebini iletecek.

Önce gelinen noktanın bir değerlendirmesini yapalım: Daha önce de yazdığım gibi F-35’ler yağız atsa, F-16’lar boz eşektir. Askeri uzmanlar F-35 gibi bir uçağa sahip olmanın pek çok avantajını F-16’nın kesinlikle sağlamadığını vurguluyorlar. Erdoğan iktidarı S-400’leri alırken ABD’nin Türkiye’yi F-35 programından çıkartacağına dair uyarılara hiç kulak asmadı, zamanında bu uyarılara verdikleri tepkiler dış politikadaki vukufsuzluklarının boyutunu ortaya koymaktadır.

Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16 savaş uçağı

Dönemin Savunma Bakanı 2018’de şöyle demişti: “Baştan yapılmak istenen bir proje olsa, dediğiniz doğru. Ama öyle şey olmaz. Parasını vermişiz, karşılığı yerine gelecek. Biz görevlerimizi, yükümlülüklerimizi yerine getirmişiz. Buna bağlı olarak, anlaşma ve anlaşmada yer alan kurallar çerçevesinde bütün taraflar edimlerini yerine getirecekler. Bu kadar basit bir şey.” Sonraki yıl (2019) mangalda kül bırakmayan Erdoğan “S-400’den sonra bir de S-500” alacaklarını, hatta S-500’ün ortak üretimini yapacaklarını duyurduktan sonra ABD’nin F-35’leri vermeme ihtimali olmadığını şu sözlerle iddia etmişti: “Biraz bize naz yapıyorlar, orta sahada top çeviriyorlar ama bu işin olmayacağı noktasında değilim. Er veya geç F-35’leri teslim alacağız.” Sonrası malum. Erdoğan ABD’nin top çevirmediğini golü yedikten sonra fark etti. Eh, tabi biraz geç oldu.

Normalde şimdiye kadar Türk Hava Kuvvetleri 2018’de 2 adet, 2019’de 4 adet, 2020’de 8 adet, 2021’de 8 adet ve geçen yıl 8 adet olmak üzere toplam 30 adet F-35 savaş uçağını almış olacaktı. Buradaki 30 rakamının altını iyice çizelim. Çünkü Türkiye’nin alamadığı bu otuz F-35 uçağı şimdi Yunanistan’a verilecek. Türkiye, hava kuvvetlerine 100 adet F-35 jeti katıldığında tüm bölgesinde hava savunmasında tartışmasız üstünlüğe sahip ülkelerden biri olacaktı. Oysa şimdi yeni F-16’ları alıp, eskilerini modernize ettiğinde bile öyle bir konuma kavuşamayacağı gibi, envanterinde 30 adet F-35 olan Yunanistan karşısında da zayıf durumda olacaktır. Erdoğan “Naz yapıyorlar” diyerek hüsnü kuruntularının dış politikayı yönlendirmesine izin verirken, F-35’lerin tıpış tıpış Yunanistan’ın kucağına gitmesini seyretmekten başka bir şey yapamıyor.

Erdoğan ABD’nin F-35’leri vermemesi halinde “Biz de başka yöne döneriz” diyerek Türkiye’nin savaş uçağı ihtiyacını farklı bir ülkeden tedarik edebileceğine dair de güya rest çekmişti. F-16 almak için yine Beyaz Saray’ın kapısını çaldığında bunun boş blöflerinden biri olduğu da ortaya çıktı.

Peki tüm bu fotoğrafa İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerinin TBMM’den geçmesi nasıl giriyor? Erdoğan İskandinav ülkelerin NATO’ya üyelik sürecini veto etme kartını kullanarak F-35’lerin verilmesini sağlayamadı, onun yerine F-16’lara razı oldu. Aslında bu bile başlı başına Türkiye’nin Batı’da kaybetmiş olduğu muazzam zemine ilişkin görmek isteyenler için ciddi bir fikir vermektedir. Şöyle ki, Erdoğan’ın Putin’le yakın ilişkileri ve Türkiye’yi giderek bir otokrasiye dönüştürmesi nedeniyle ABD Kongresi’nde kendisine karşı Beyaz Saray’ın üstesinden gelemeyeceği veya bunun için siyasi sermayesini kullanmayı pek de tercih etmeyeceği büyük bir direnç vardı. Diğer yandan daha İskandinav ülkelerinin NATO üyelik başvuruları söz konusu olmadan önce Biden Yönetimi Türkiye’ye F-16 satışına prensipte olumlu baktığını geçen Mart’ta bildirmişti. Çünkü ABD, Erdoğan sonrası dönemde Türkiye’yle ilişkilerde normalleşme yaşanması kapısını açık bırakmak, gemileri tamamen yakmak istemiyor. Türkiye için F-35’in olmadığı bir ortamda en makul, hesaplı, ihtiyaçlarını en fazla karşılayan seçenek F-16’lar. Washington bu seçeneği Ankara’ya temin ederek Türkiye’nin savunma sanayi altyapısında ABD’ye olan bağımlılığının sürmesini önemsiyor.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ile İsveç Başbakanı Ulf Kristersson

İşte bu şartlarda TBMM’nin Erdoğan’ın zaten Haziran’da NATO Zirvesinde resmen yeşil ışık yaktığı İskandinav ülkelerin üyeliğini onaylaması karşılığında, ABD Kongresi’nin F-16’ların satışını onaylaması formülü veya pazarlığı tüm taraflar için uzlaşabilecekleri yegane makul çözüm olarak ortaya çıkmış gözüküyor. ABD’li yetkililer Kongre’nin satışı onaylaması için TBMM’den İskandinav ülkelerin NATO üyeliklerinin onayının geçirilmesinin şart olduğunu vurguluyorlar. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye F-16 satışına ilişkin Kongre onay sürecini, yukarıda değindiğim gibi, Çavuşoğlu’nun ziyareti sırasında başlatacak olması taraflar arasında bu konuda bir anlayış birliğinin olduğu izlenimini veriyor.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin Demokrat Partili güçlü başkanı Bob Menendez uzun süredir Türkiye’ye F-16 satışına kesinlikle karşı olduğunu belirtiyor. Nitekim dün hemen yazılı bir açıklama yaparak bu muhalefetinin sürdüğünü yineleyip özetle şu ifadelerde bulundu: “Defalarca belirttiğim gibi, Biden yönetiminin Türkiye’ye yeni F-16 uçağı satışına şiddetle karşıyım. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’de insan haklarını ve demokratik normları hiçe sayıyor, komşu NATO müttefiklerine karşı endişe verici ve istikrarsızlaştırıcı davranışlarda bulunuyor. Erdoğan tehditlerini durdurana kadar, hapiste tuttuğu gazetecileri ve siyasi muhaliflerini serbest bırakmak da dahil olmak üzere (Türkiye’nin) insan hakları sicilini iyileştirene ve güvenilir bir müttefik gibi davranmaya başlayana kadar bu satışı onaylamayacağım.”

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez

Buna karşılık Menendez Yunanistan’a yeni F-35 savaş uçağı satışı haberini memnuniyetle karşıladığını belirterek, Atina’yı “güvenilir bir NATO müttefiki” olarak nitelendirdi ve “Satış iki ulusumuzun müşterek savunma, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü dahil ortak ilkeleri savunma yeteneklerini güçlendirmektedir” dedi. Görünen o ki Biden bizzat devreye girip kendisini ikna etmedikçe Menendez geri adım atmayacaktır. Biden da böyle bir hamleyi ancak İsveç ve Finlandiya’nın üyelikleri TBMM’den geçirilmesi halinde yapacaktır.

Nihai tahlilde ortada her ne kadar hükümetin bir “zaferinden” bahsetmek söz konusu değilse de, muhalefetin bu konuları anlayıp halka anlatma konusundaki kötü karnesi ve iktidarın devletin tüm imkanlarını seferber ederek kullandığı propaganda makinesi sayesinde Erdoğan’ın bunu öyle takdim edebileceğini düşünmesi mümkündür. Eğer AKP Genel Başkanı bu kanaatte ise veto krizinin yakında çözüleceğini beklemek gerekir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban

Fakat Türkiye artık seçim sathı mailine girdiğinden Erdoğan bu meseleyi biraz daha uzatarak seçim kampanyasında çarpıtacağı şekilde kullanmayı da tercih edebilir. NATO üyesi ülkeler içerisinde onay sürecini tamamlamayan bir başka ülkenin (Macaristan) daha var olması AKP liderine kendince bir zaman aralığı temin ediyor. Oysa Putin’le yakın ilişkileri önemseyen bir başka otokrat politikacı olan Macar Başbakanı Viktor Orban, Batı’nın yaptığı baskı karşısında fazla duramayıp aslında çoktan geri adım attı ve Macar Parlamentosunun en geç Şubat başında onay sürecini tamamlayacağını duyurdu. Bu nedenle halihazırda Batı kamuoyunda İskandinav ülkelerin üyelik sürecini yavaşlatan tek ülke olarak Türkiye görülüyor ve bu durum Türkiye’ye yönelik tepkilerin giderek artmasına yol açıyor.

Erdoğan İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye gibi bir otokrasi olmadığı için hükümetlerinin Yüksek Mahkemelerin aldığı kararları çiğneme yetkilerinin bulunmadığını bildiği halde sırf süreci uzatmak için bir bahane olsun diye içlerinde daha önce birlikte fotoğraf verdiği gazetecilerin de olduğu isimlerin iadesini şart koşuyor. Bu ülkeler AKP liderinin bu tavırlarının tamamen Biden’ın dikkatini çekmek için yapılmış oyunlar olduğunu gayet iyi anlamış durumdalar. Bu nedenle bu iki ülkede kendilerini Erdoğan’ın kaprisleriyle baş başa bıraktıkları için başta ABD olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelere yönelik bir tepki alttan alta büyüyor. Bu nedenle Batılı büyük ülkelerin devreye girerek Erdoğan’ın (daha önce Rahip Brunson, Deniz Yücel, Suriye’de 2019’daki askeri harekatın durdurulması, Haziran’daki NATO Zirvesi’nde vetosunu kaldırtmaları örneklerinde olduğu gibi) kolunu büküp seçim öncesinde TBMM’den onayın geçmesini sağlamaları da hiç sürpriz olmaz.

Rusya Devlet Başkanı Putin halka yeni yıl mesajını bu kez Kremlin’de değil arkasında askerlerle Rostov’daki Güney Askeri Bölge Karargah’ında verdi.

Erdoğan her şeyi göze alıp veto işini uzatırsa Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkarılmasını savunanların sesi Batı’da daha fazla çıkmaya başlayacaktır. ABD’nin itibarlı dış politika dergilerinden Foreign Policy’de dün “Erdoğan Türkiyesi NATO’yu zayıflatıyor mu? Türkiye önemli mi yoksa yıpratıcı bir NATO müttefiki mi?” başlığıyla bir mülakat yayınlandı. Washington’daki önde gelen düşünce kuruluşlarından Stimson Center’dan Emma Ashford özetle şu tepkileri vermiş:

“NATO’nun üyelerini çıkarmak için açık bir mekanizması olmayabilir, ancak bunu yapmakla tehdit etmek için (böyle bir mekanizma başlatma tehdidini uygulamaya sokmak için) Türkiye’nin durumu iyi bir örnektir. Neden Türkleri savunmaya devam ediyoruz? Karşılığında hiçbir şey teklif etmedikleri halde neden ABD nükleer şemsiyesi altına sığınsınlar? Erdoğan’ın (İskandinav ülkelerinden) iadesini talep ettiği kişilerin bir kısmının gazeteci olduğu ve diğerlerinin suç işlediğine dair delillerin yetersiz olduğu doğru. Bu durum Türkiye’nin sadece otoriter olmadığını, aynı zamanda hem ülke içinde hem de komşu ülkelerde Kürt gruplara karşı aktif olarak insan hakları ihlallerine karıştığını hatırlatıyor. Erdoğan’ın muhtemelen (İskandinav ülkelerin NATO üyeliğini sonunda) onaylayacağı görüşü haklı olabilir ancak (NATO’ya) bu kadar sınırlı bir değer katarken Türkiye’yi ittifak içinde tutmaya değip değmeyeceğini giderek daha fazla sorguluyorum.”

Bu tür görüşler Batı’da son dönemde sıklıkla dile getiriliyor, nitekim bunların bir bölümünü zaman zaman bu köşede paylaşıyorum. Önümüzdeki baharda Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik Belarus üzerinden de topyekün bir taarruza geçmesi, giderek sıkışan Putin’in Batı’nın Ukrayna’yı destekleme iradesinin sınırlarını test etmek için çatışmaları iyice alevlendirmesi ihtimalinden bahsedilmektedir. Putin’in Erdoğan’ın süreci uzatmasından istifadeyle, Batı’yla arasındaki gerilimi artırarak Türkiye’nin NATO’dan çıkarılacağı bir ortamı oluşturmak için hamlelerde bulunması halinde Batılı ülkelerin tepkisi ne olacaktır. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bu yöndeki bir soruyu cevaplandırırken aslında ortada fiilen Türkiye’nin bir vetosunun olduğundan bahsedilemeyeceğini de itiraf etmiş oldu. NATO Genel Sekreteri üyelik süreçlerinin henüz tamamlanmamış olmasından bağımsız olarak iki ülkeye de zaten örgüte üye olmuş gibi muamele edildiğini, bunun NATO’nun ortak savunma ilkesi (yani, bir üye ülkeye yapılan saldırı tümüne yapılmış kabul edilip kolektif karşılık verilmesi) için de geçerli olduğunu kaydetti. Stoltenberg “İsveç ve Finlandiya’nın güvenliği tehdit edildiğinde NATO’nun harekete geçmemesi düşünülemez” diye tereddütsüz bir ifadede bulundu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg

Erdoğan’ın bu süreci gerçekten bloke edebilme gücü Haziran’daki Madrid Zirvesi’ne kadar vardı. Orada geri adım atıp Biden’ın talebi doğrultusunda vetosunu kaldırdıktan sonra esasen Türkiye’nin bu süreci geciktirmesi sadece Batı’da iyice itibar kaybına uğraması dışında fiilen hiçbir şeyi değiştiremeyecektir. Erdoğan orada vetosunu kaldırınca başta ABD Kongresi olmak üzere bütün Batılı ülkelerin parlamentoları İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylayabilme imkanına kavuşmuş oldu. Artık Putin’in bu ülkelere yönelik bir saldırıda veya güvenlik ihlalinde bulunması halinde Batılı liderler arkalarında parlamentolarından almış oldukları kararın da verdiği özgüvenle çok rahat hareket edebileceklerdir.

Diğer yandan yakında NATO’ya üye olması kesin olan iki önemli Batı ülkesini ve halklarını bu kadar karşısına almak Türkiye’nin uzun dönemli çıkarlarının aleyhindedir. Yarın bu ülkeler NATO üyesi olduklarında sizinle eşit haklara sahip olarak aynı masada oturacaklar ve onlara çıkarmış olduğunuz bu güçlükleri hiçbir zaman unutmayacaklardır.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat