‘Yıkılacak Duvarlar’, bir tuğla da sen çek

Üçü cezaevinde, biri sürgünde olan dört Kürt kadın siyasetçiyi anlatan 'Yıkılacak Duvarlar' belgeselinin Köln'deki galasında duygu dolu anlar yaşandı. Diyarbakır Cezaevi'nden, polis ablukalarından, TBMM koridorlarından Kandıra Kadın Cezaevi'ne kadar süren 'yolculuk' yakınlarının, tanıkların, mücadele arkadaşlarının anlatımlarıyla aktarıldı.

SELAHATTİN SEVİ 05 Mayıs 2023 KÜLTÜR

Kürt siyasi hareketinin önde gelen isimlerinden HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Diyarbakır eski Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak ve eski HDP Milletvekili Aysel Tuğluk’un hapishane süreçleri ile sürgünde yaşayan Sibel Yiğitalp’in anlatımlarından oluşan “Yıkılacak Duvarlar” belgeseli seyirci ile buluştu. Almanya’nın Köln kentindeki Filmhaus’daki galada duygusal anlar yaşandı.

Galada HDP Almanya Eş Başkanı Leyla İmret, yazar ve yönetmen Nezahat Gündoğan, gazeteci ve yönetmen Osman Okkan ile çok sayıda sanatsever bir araya geldi. Konuşmacılar yaklaşan 14 Mayıs seçimlerini hatırlatarak, bunun Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda yeni bir başlangıç olmasını dileyerek salonda bulunanları oy vermeye davet ettiler.

Adını Figen Yüksekdağ’ın aynı adla yayımlanan şiir kitabından alan belgesel gösterimi sonrası söz alan yönetmen Şerif Çiçek, filmin Türkiye çekimlerini Hebûn Polat’ın yaptığını ve büyük zorluklar yaşadığını belirterek, “Çünkü çok büyük bir baskı var. Sokakta herhangi bir kamera göndüklerinde doğrudan müdahale ediyorlar. Bu yüzden çekimlerin çoğu evlerde, iç mekanlarda” bilgisini paylaştı.

‘BİZİM KUŞAK ONLARLA BÜYÜDÜ’

Kendisini, en çok annesini kaybettikten sonra cezaevinde demans teşhisi konulan ve yoğun kamuoyu baskısı sonucu tahliye edilen eski HDP Milletvekili Aysel Tuğluk’un sahnelerinin etkilediğini kaydeden Çiçek, “Bizim kuşak onlarla birlikte büyüdü. Şimdi onları bu halde görmek hepimizi çok etkiledi” ifadelerini kullandı.

‘MÜLTECİ KONUSUNU ÇALIŞIYORDUM, MÜLTECİ OLDUM’

İki dönem TBMM’de HDP Diyarbakır Milletvekili olarak yer alan, 15 Temmuz 2016’dan sonra daha da artan baskılar sonucu sürgünde yaşamak zorunda kalan Sibel Yiğitalp ise, daha önce de Almanya’da bulunduğunu hatırlatarak “O zaman da bir aidiyet duygum yoktu şimdi de” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarihin garip cilvesi. Mülteci konusunda çalışıyordum; mülteci oldum. Kim düşünürdü ki bir gün ben de mülteci olacağım… Orada yaşadıklarımız, çok büyük savaş koşulları… O savaş orada kalmıyor; yüreğinle geliyor, benimle geliyor. O acıları, annelerin yaşadıklarını yanında taşıyorsun. Ben şimdi cezaevinde değilim ama cezaevinde de olabilirdim.”

‘SESLERİNİ DUYURABİLMEK MANEN BİRAZ RAHATLATIYOR’

Almanya’ya geldikten sonra hayata yeniden başlamak durumunda kaldığını belirten Yiğitalp, “Cezaevleri ile ilgili olumlu çalışmalar, arkadaşlarımızın sesini duyurabilmek manen biraz rahatlatıyor” dedi.

Yapımcılığını Onur Güler, Adil Demirci ve Yeşim Coşkun’un üstlendiği belgeselde, HDP’li kadın siyasetçilerin doğdukları şehirlerden başlayarak, tutuklu bulundukları Kandıra Hapishanesine uzanan yolculukları; aileleri, dostları ve mücadele arkadaşlarının anlatımları ile beyaz perdeye aktarılıyor.

‘KAÇMAYAN, YILMAYAN, VAZGEÇMEYEN KADIN’

Belgeselde tutuklu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski eş başkanı Gültan Kışanak’ın kızı Evin Jiyan Kışanak, annesinin ‘kaçmayan, yılmayan ve vazgeçmeyen bir kadın’ olduğunu söyleyerek, “Neden korkuyorsunuz annemden?” diye sordu.

Annesinin gözaltına alındığı günü hayatı boyunca unutmayacağını söyleyen Kışanak, “Kolluk kuvvetleri annemin etrafını sardı. Aldılar götürdüler. Nereye götürdüklerini bile bilmiyorduk” diyerek gözaltı ve tutukluluk sürecindeki hukuksuzlukları anlattı.

Annesinin, “uzak ve soğuk bir yere götüreceğiz” denilerek Kandıra Cezaevine konulduğunu kaydeden Evin Jiyan Kışanak, “Bir insan olarak, bir hak savunucusu olarak yıllarca bu kadar eziyete maruz kalmış bir insanın hikâyesini dinlediğimde, annemin yeniden aynı fiziki koşullara, o mekânlara dönmesi kızı olarak benim için ağır bir duyguydu” şeklinde konuştu.

‘AÇIK GÖRÜŞLER PARTİ KONGRESİ GİBİ OLUYORDU’ 

Kışanak şöyle devam etti:

“Son yıllarda bütün siyasi mahpusların dosyalarını, ailelerinden çok uzak şehirlere götürüyorlar. İkincil bir cezalandırma yöntemi olarak bunu kullanıyorlar. Aslında avukatlarla dosyanın olduğu mahkeme ve müvekkilleri birbirlerine kolayca iletişim kurup savunmalarını takip edemesinler diye de yaptıkları bir şey. Annemin dosyası sonuç olarak Malatya’dan alındı ve Kobani dosyasına, havuz dosya dedikleri şeyle birleştirildi. Yüzden fazla Kürt siyasetçinin yargılandığı ana bir davaya dönüştürüldü… Açık görüşlere ilk yıllarda gittiğimizde onları hepsini aynı salonda görüşe çıkarıyorlardı ve parti kongresi gibi oluyordu. Çünkü aslında bir dönem, hatta hemen hemen Kürt siyasi hareketinin geleneğinin, bütün siyasi partilerin kadın eşbaşkanları tutuklu idi ve hepsi oradaydı. Bu çok sembolik bir şeydi aslında. Yani evet, Kürt siyasi hareketinin, Kürt halkının üstüne politik olarak siyaseten gidiliyor ama o siyasetin içerisinde Kürt kadınlara daha büyük bir öfke ve sistematik bir yaklaşım söz konusuydu. Onu orada çok somut bir şekilde görebiliyorsunuz. Ama hiçbirinin neşesini, umudunu kırmadılar. Çok coşkulu geçiyordu ilk yıllarda.”

EŞİ FİGEN YÜKSEKDAĞ’I ANLATTI

Eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın eşi Sedat Şenoğlu ise, “Figen bildiğimiz Adanalı. Aile çevresi ilişkileri, akrabalık ilişkileri, sosyal çevresi…” diyerek eşini, tanışmalarını ve siyasal mücadelesini anlattı.

Belgeselde kardeşi Aysel Tuğluk’u, onun annesine olan bağlılığını ve annesinin vefatından sonra yaşadığı ağır psikolojik sorunları aktaran Alaattin Tuğluk ise “Aysel Hanıma evde ev işleri yaptırıyoruz (birlikte gülümsüyorlar), biraz televizyon seyrediyoruz birlikte, eskilerden konuşuyoruz. Çocukluğumuzdan söz ediyoruz… Henüz kitap okumaya başlayamadık ama o da olacak” diyerek anılarını paylaştı.

‘ANNEM AYSEL HANIM YÜZÜNDEN, O ANNESİ YÜZÜNDEN…’

Aysel Tuğluk’un annesine çok bağlı olduğunu belirten ağabey Tuğluk, “Aysel Hanım cezaevine girince annem henüz vefat etmemişti, büyük bir çöküntü yaşadı. Yani anneme olan bağlılığı, annemin ona olan bağlılığı. Ben çok uzak kaldım annemden. Ama o ve annem ayrılmadılar. Öyle olunca annem ciddi bir çöküntü yaşadı. Sanıyorum o da annemi kaybedince aynı çöküntüyü yaşadı. Yani annem Aysel Hanım yüzünden, o da annesi yüzünden…” ifadelerini kullandı.

Annesinin Ankara’da cenazesinin defnedildiği mezarın saldırıya uğramasının da kardeşini derinden yaraladığını kaydeden Alaattin Tuğluk, “Cenazede de bir takım olaylar oldu. Ben de mezarın başındaydım. Osman Bey yanımdaydı. Osman Baydemir, Sırrı Süreyya Bey. O da mezarın bir tarafındaydı. Ahmet Beyle (Türk) biraz daha ilerideydi. Ankara’da adamın biri geldi, daha yeni kapatmıştık mezarı yani. Buraya gelemezsiniz filan dedi. Avukat var Kenan Bey, ‘nasıl olur yahu’ dedim. Ben ‘Ne diyorsun sen, cenazeye saygı duyun’ dedim. Buradan gidin dedi, karşılıklı tartışmaya başladık. ‘Mezarın sahibi benim’ dedim. O sırada Kenan Bey’e baktım, ne diyor bu dedim, izin almadınız mı dedim. Mezar için izin alınmadı sanıyordum. ‘Yok aldık’ dedi. Sonra adam kayboldu, birden sesler gelmeye başladı, sloganlar atılıyor. Yani burada benim bir can korkusu, bilmem ne falan filan inanın hiç yoktu. Ama bu kadarını hiç beklemedim, hiç aklıma gelmedi.”

‘O VALİZ HEP BANA BAKAR’

Yıkılsın Duvarlar belgeselindeki söylesişinde Sibel Yiğitalp, “Avrupa’da yaşayacağım aklımın ucundan geçmezdi” diyerek şöyle konuştu: “Almanya’da iki gün, üç gün kaldım. Çalışmalarım oldu, programlarım oldu, bazı dönemler oldu. Ama böyle bir dönme, hemen bir an önce bitirip dönme motivasyonu çok önemliydi. Fakat buraya en son geldikten sonra ben bir süre bekledim. Yani gitmeyi, düşünüp gitme konusunu… Her gün uçak bileti bakıyordum ve küçük bir valizle geldim. O valiz bana hep bakar, bununla nasıl gideceğim diye aldım birkaç parça valize sığar mı? Ancak, gidemedim.”

Belgeselde vekillerin TBMM’deki konuşmalarına da yer verildi. Kışanak’ın, “Biz bu topraklarda bin yıllardan beri varız. Kalplerimiz o kayaların, o taşların… Buradayız, tarihten beri varız. Bundan sonra da var olacağız. Neyin kök almasıdır. Köklerimiz burada zaten. Atalarımız burada, dedelerimiz burada, mezarlarımız burada, biz buradayız, dilimiz burada, kültürümüz burada” şeklindeki sözleri salonda yankılandı.

Belgesel gösterimi sonrası söz alan Selahattin Demirtaş’ın kardeşi Süleyman Demirtaş, filmi soluk soluğa izlediğini ve göz yaşlarına hakim olamadığını belirterek, kardeşinden önce diğer ağabeyi Nurettin Demirtaş’ın da 14 buçuk yıl cezaevinde tutulduğunu söyledi.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram
WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com