‘Gülencilere yapılanlar artık ipini koparmış bir saf kötülüktür’

Alper Görmüş: 'Böyle riskler göze alınamazdı, bırakın 387’yi, aralarında 10 ‘FETÖ’cü olsa bile alınamazdı: “Ya 387’den 10’u FETÖ’cü olsun, 10 diyorum ya, yetmez mi?” Sunucunun kameraya dönüp attığı saniyelik “kayda geçsin, böyle naif salaklıklara katlanamam” bakışını hiç unutamayacağım.'

KRONOS 26 Şubat 2024 GÜNDEM

Gazeteci Alper Görmüş, Danıştay’ın 15 Temmuz 2016’dan sonra görevden alınan 5 bine yakın hâkim ve savcıdan 387’sini, haklarında hiçbir delil olmadığı gerekçesiyle görevlerine iade etmesiyle ilgili tartışmaların geldiği aşamayı ‘ipini koparmış kötülük’ olarak niteledi.

Görmüş, ‘En muhkem delili istihbarat raporları olan, ‘duyum’ların da önemli bir rol oynadığı 5 bin kişilik “FETÖ’cü hâkim ve savcılar” listesinde 387 kişilik bir ‘hata’yı bunların hiçbirinin dosyasına bakmadan mahkûm etmek yine böyle ipini koparmış bir kötülüğün eseri olabilir.’ dedi.

Darbe girişimine iştirak etmekle suçlananların yanı sıra Gülen cemaati ile iltisaklıları olduğu iddia edilen kişilerin cezalandırılmasını 15 Temmuz’dan sonra savunmakla 7 yıl sonunda savunmaya devam etmek arasında ciddi bir fark olduğunu kaydeden Görmüş, ‘İkinci durumda artık tercihler soğukkanlı bir akılla yapılıyor ve akıl yedi yıl sonunda da “hepsi aynı çuvala” diyorsa, buradaki kötülük artık ipini koparmış bir kötülüktür.’ ifadelerini kullandı.

Serbestiyet yazarı Alper Görmüş şunları yazdı:

Bir de neredeyse ‘saf’ diyebileceğimiz kötülük biçimleri var. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan, halinden şüphelendiği halde soğukta kalmasına razı olmadığı için arabasına aldığı bir kişi tarafından öldürülen taksicinin feci sonu önceki taksici cinayetlerinden daha büyük bir toplumsal dehşete yol açmıştı. Bu ‘nedensiz’ cinayetin toplumda ‘saf’ bir kötülük olarak algılanmasının bir nedeni de katilin tabancasını ateşledikten sonra henüz canını teslim etmemiş taksiciye verdiği nasihatti: “Bazı insanlara güvenmeyeceksin…”

Kötülük bazen işte böyle ‘saf ve şeffaf’ haliyle gösterir kendini, orada artık sergilenen kötülüğü başka bir kötülükle kıyaslamak ve kötülük hiyerarşisinde ona bir yer aramaya çalışmak imkânsız hale gelir.

Geçtiğimiz günlerde CNN Türk televizyonunda şaşırtıcı bir programa denk geldim. Konu, Danıştay’ın 15 Temmuz 2016’dan sonra görevden alınan 5 bine yakın hâkim ve savcıdan 387’sini, haklarında hiçbir delil olmadığı gerekçesiyle görevlerine iade etme kararı almasıydı. Gelişme burada da 387 hâkim ve savcı sanki son günlerde ve topluca göreve iade edilmiş gibi ele alındı. Oysa bu sayı 2016’dan bu yana geçen 7 yıl boyunca göreve iade edilenlerin toplamını gösteriyordu. ‘Haber’, onu servise koyan odağın özenle kurguladığı manipülasyon gereği iktidar yanlısı yayınların hepsinde böyle sunuluyordu, CNN Türk’çüler de öyle yapmıştı ama beni şaşırtan bu değildi.

Beni şaşırtan, stüdyodaki üç konuktan ikisinin, çok özel koşullarda verilen beş bin hâkim ve savcıyla ilgili kararlardan bazılarının ‘yanlış’ olabileceği, keza 5 binde 387’nin oransal karşılığının da gayet makul olduğu yolunda görüş ileri sürmeleriydi. Programın sunucusu bunu tahammülfersâ buldu ve konuklarının bu şuursuzluğuna isyan etti: Böyle riskler göze alınamazdı, bırakın 387’yi, aralarında 10 ‘FETÖ’cü olsa bile alınamazdı: “Ya 387’den 10’u FETÖ’cü olsun, 10 diyorum ya, yetmez mi?” (Sunucunun tiradını tamamladıktan sonra kameraya dönüp attığı saniyelik “kayda geçsin, böyle naif salaklıklara katlanamam” bakışını hiç unutamayacağım.)

Başa döndük…

Kötülük ve şiddet için dahi bir hiyerarşiden söz edilebileceğini, bazı kötülük ve şiddet biçimlerinin başka bazı kötülük ve şiddet biçimlerine nazaran daha kabul edilebilir olduğundan söz etmiş, ardından şu soruyu sormuştuk: “Peki, özünde bir şiddet türü olan ve kullanımı devlete münhasır yasal cezalandırmalar arasında da böyle hiyerarşik ayrımlar yapabilir miyiz?”

Cevap da şöyleydi: “Evet yapabiliriz, hele ki Türkiye’den söz ediyorsak…”

Kanaatimce, darbeye iştirak etmekle suçlananların yanı sıra ‘FETÖ iltisaklıları’nın da cezalandırılması talebini 15 Temmuz’dan hemen sonrası için savunmakla bugün, yedi yıl sonunda savunmaya devam etmek arasında ciddi bir fark var. İkisi de yanlış, ikisi de ancak ‘kötülük’ duygusunun eşliğinde savunulabilir, fakat ikisi arasında önemli bir fark var. Birincisinde iktidarları (siyasetçiler) ve iradeleri (seçmenler, halk) gasp edilmeye çalışılmış insanların karmaşık, oturmamış duygularla, öfkeyle verdiği kararlar söz konusu. Böyle bir durumda darbeye kalkıştığı düşünülen örgütün kriminal kısmı ile sempatizanları arasında ayrım yapmamak bir ölçüde anlaşılabilir. Fakat ikinci durumda öyle değil. İkinci durumda artık tercihler soğukkanlı bir akılla yapılıyor ve akıl yedi yıl sonunda da “hepsi aynı çuvala” diyorsa, buradaki kötülük artık ipini koparmış bir kötülüktür.

Keza en muhkem delili istihbarat raporları olan, ‘duyum’ların da önemli bir rol oynadığı 5 bin kişilik “FETÖ’cü hâkim ve savcılar” listesinde 387 kişilik bir ‘hata’yı bunların hiçbirinin dosyasına bakmadan mahkûm etmek de yine böyle ipini koparmış bir kötülüğün eseri olabilir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram
WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com