28 yıllık tutsaklık, Murat Türk ve doğanın şiiri haikular: ‘Kırmızı Patika’ duvarları aştı

28 yılı cezaevlerinde geçirmiş ve infazı yakıldığı için fazladan 6 yılı daha içeride geçirecek olan Murat Türk’ün haiku'lardan oluşan son kitabı ‘Kırmızı Patika’ okurlarıyla buluştu. Türk’ün haiku'larla doğadaki yolculuğuna ressam Sevinç Altan desenleriyle eşlik ediyor.

ÖZLEM ERGUN 05 Şubat 2023 SÖYLEŞİ

“hiç yazamayacağımı biliyorum/

ama seziyorum/

o en ilkel üç mısrayı”

“28 yıldır hapishanede olan birinin haiku yazması başta şaşırtıcıydı benim için.  Doğadan yola çıkıp kurulmayan hiçbir şiir haiku olamazdı çünkü, büyük bir gözlem gücü gerektirirdi. Japon haiku şairleri doğada uzun yürüyüşlere çıkarlar mesela. Ama gönderdiklerini okudukça Murat’ın, Japon haiku ustası Başō’nun dediği gibi haiku için gerekli olan ‘doğayla bütünleşen bir zihin’e sahip olduğunu anladım. Dağlardan ovalardan nehirlerden geçerek gelmişti o ve gündüzü de güneşi de geceyi de ayı ve yıldızları da içinde taşıyordu. Otları, çiçekleri, ağacı, karıncayı…”

Bu satırlar, 19 yaşında kapatıldığı cezaevinde 28 yılını tamam etmiş bir siyasi tutsağın Murat Türk’ün yazdığı haikulara ilişkin. Türk’ün ‘Kırmızı Patika’ adlı kitapta toplanan haikularına desenleriyle eşlik eden ressam Sevinç Altan böyle anlatıyor…

SEVİNÇ ALTAN: DUVARLARI AŞARAK GELDİ, YANIMA OTURDU, BİRLİKTE YAPTIK SANKİ

Sevinç Altan’ın, Türk’le tanışıklığı ablası Selma Altan’ın Şakran Cezaevi’ndeki mahpusluk zamanlarına rastlıyor. “Hapishanelere karşı hassasiyetim ablam içeri girdikten sonra tenimi daha da yakarak arttı. O içerdeyken yoğun mektuplaşmalar, yazışmalar çıktıktan sonra da geride kalanlarla devam ediyor. Murat’la yazışmalarımız da bu süreç zarfında başladı. Birbirimizden çok şey öğrendik” diyen Altan, ‘Kırmızı Patika’da Murat Türk’le birlikte çıktıkları yürüyüşlerini şöyle tarifliyor:

Ressam Sevinç Altan

“Damıtılmış, yalın bir hal haiku. Benim resimlerimdeki yalınlık, en azla yetinme, bir şeyler eklemektense atarak çıkararak oluşturma çabasıyla örtüşmeler olmasına rağmen bir çizginin bile fazla gelebileceği, anlamı bozabileceği endişesini taşıyordum.  Murat olmasa ve önüme iş olarak gelse böyle bir şeyi kabul eder miydim bilmiyorum. Dediğim gibi önce korktum ama sonra kırmızı bir patikada birlikte yürümeye başladım onunla. Hasbelkader eşlik ettim aslında. Murat nasıl bir şey ister diye de düşünerek daha çok ve bunda bir sakınca görmeyerek. Duvarları aşarak geldi, yanıma oturdu, birlikte yaptık sanki.”

28 YILLIK TUTSAKLIK VE MURAT TÜRK

Murat Türk, tam 28 yıldır cezaevinde. 1995 yılında tutuklanıp hakkında müebbet hapis cezası verilen Türk’ün, ceza infaz kanunu gereği 30 yıl hapis yattıktan sonra tahliye edilmesi bekleniyordu ki, bir yıl içinde verilen disiplin cezalarıyla –üç hücre hapsi- birlikte infazı yakıldı. Yeni durum, Türk’ün tam 36 yıl hapis yatacağı anlamına geliyor.

‘İçeri’den ‘dışarı’ya edebiyat aracılığıyla seslenen Türk’ün haikulardan oluşan ve Aryen Yayınları’ndan çıkan son çalışması ‘Kırmızı Patika’ya ek olarak; ‘Arayış’ ve ‘Buluşma’ adlı iki ayrı ciltten oluşan ‘Böğürtlenler Zamanı’ ve ‘Yalnızlığın Sınırında’ isimli iki de romanı var. Ayrıca, ‘Köprüdeki Düşman’ isimli bir öykü kitabı ve ‘Sur’da Devran’ ismiyle bir senaryo çalışması bulunuyor.

‘Böğürtlen Zamanı’ romanı aynı isimle sinemaya uyarlanan Türk’ün, ‘Dağların Uğultusu’ isimli roman çalışmasına ise hapishane idaresi el koymuş durumda.

‘Sur’da Devran’ senaryosu da yine beyaz perdeye taşındı ve şimdilerde izleyicisiyle buluşmak üzere. 90’lı yıllarda Diyarbakır’da yaygın olan ‘kuşbazlık’ kültürü üzerinden şekillenen ve yönetmenliğini Haşim Aydemir’in yaptığı filmin oyuncu kadrosunda Sırrı Süreyya Önder de var.

‘BİR ARA ASKERE ÇAĞIRDILAR, ÇOK HEVESLENDİM AMA BIRAKMADILAR’

Bedeni duvarların ardında, kendisi haikularıyla doğada, öykülerinden uyarlanan filmi beyaz perdede olan Türk, sorularımızı İzmir Şakran 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nden yanıtladı.

28 yıllık tutsaklığın ardından infazı yakılan Murat Türk

Türk’ün, cezaevi yönetimlerinin keyfi/hukuksuz saçmalık toplamına ilişkin mizahın tatlı ama sivri diliyle yaptığı özet şöyle: “Benden 30 yıla yakındır verilen yemeklerin parasını istiyorlar. Elon Musk’ı vasi tayin etmem gerek, ancak o ödeyebilir! Bir ara askere çağırdılar. Çok heveslendim ama bırakmadılar. Hem davet ediyorlar, hem de misafirperver değiller. Sonra vergi istediler. Kitaplarımdan para kazandığım da yok.  “Şirketiniz var mı? Herhangi bir şirkete ortak mısınız?” diye resmi yazıyla sordular. “Aaah, ah” diye yazdım. Diş çekimi için 41 kere revire, 9 kere hastaneye gittikten sonra sorun halloldu.”

İÇİMİZDEKİ DOĞA ZAMANI YEŞERTEBİLECEK GÜCE SAHİP

“Cezaevleri sabit, renksiz, soğuk mekanlardır. Buna rağmen bu mekanlar insanın iç mevsimlerini solduramıyor. İnsan kendi varlığının iç sesini duyarak da toplumsal ve evrensel akışa katılabiliyor. Mekan ne denli donuk olursa olsun, içimizdeki doğa zamanı yeşertebilecek güce sahip. Bu doğayı devindirerek diri tutmak ise anlam arayışıyla ilgili…” diyen Türk’le haikularını ve direnme gücünün kaynaklarını konuştuk.

YALITILDIĞIMIZ BİR GERÇEK AMA ONLARDAN KOPMADIK

Geleneksel bir Japon şiir türü olan haiku, doğayla özdeş bir hayatın izlerini taşıyan, doğanın/mevsimlerin insan ruhunda yarattığı duyarlılıktan esinlenen bir içeriğe sahip. ‘Dışarıdan’ ‘içeriye’ bir yaprak bile sokmanın mümkün olmadığı cezaevi koşullarında haiku yazmak nasıl hasıl oldu?

Mektupla gelen bir haikuyla… M.Basho’nun “Kimse geçmiyor artık/o patikadan/alacakaranlık hariç”… Bitmiş olan büyülü zamanların hüznünü, başlamak üzere olan yeni şeylerin heyecanını sezdirdi. Kaos aralığından çıkış öncesi, o an gibi şeyleri. Bu haikunun etkisiyle kendiliğinden başlayan, sancılı bir arayış süreci beni buraya getirdi.

Cezaevleri sabit, renksiz, soğuk mekanlardır. Buna rağmen bu mekanlar insanın iç mevsimlerini solduramıyor. İnsan kendi varlığının iç sesini duyarak da toplumsal ve evrensel akışa katılabiliyor. Mekan ne denli donuk olursa olsun, içimizdeki doğa zamanı yeşertebilecek güce sahip. Bu doğayı devindirerek diri tutmak ise anlam arayışıyla ilgili…

Murat Türk’ün haikulardan oluşan ‘Kırmızı Patika’ kitabına Sevinç Altan’ın desenleri eşlik ediyor

Algıları açık tutmak, etkilenmelere açık olmak, evrensel karakterli her ayrıntıdan beslenmek, sistem tarafından kuruluş amacı çürütmek olan mekanı aşmaya, pozitif anlamlara ulaşmaya vesile edilebiliyor.

Doğadan, olağan sosyaliteden yalıtıldığımız bir gerçek ama onlardan kopmadık. Doğayı kendi ruhunda yeniden üretme, yaratabilme potansiyeli var insanda. Nefes aldıkça, hayal gücünün ışık hızıyla içimizdeki çocukluğa uçuşlar yaptırabilirsiniz.

ŞAŞKINLIK, YAZMA HEYECANINI DİRİ TUTAR 

Haikunun büyük ustalarından kabul edilen Japon şair Matsuo Başo’nun çevrilerinin ardından kendi haikularını da yazan Oruç Aruoba, “Haiku, okurundan önce yazarını şaşırtmıyorsa, yazmaya değmez” demiş. ‘Kırmızı Patika’yı’ kaleme alırken siz de benzer bir şaşkınlık yaşamış olabilir misiniz?  -Çünkü yazdığınıza değmiş gerçekten-

Sadece şaşkınlık değil, yazma sürecinde insan birçok duyguyu göreceli olarak yaşar. Ama şaşkınlık, sezilen anı yazıya dökme sürecinde insanı sarmalayan başat duygu ya da sevincin zirve hali.  Ancak yeni bir sevinç, insana şaşkınlık yaşatır. Anlamı belki de şudur: İyi bir şey, yeni bir şey, güzel bir şey yazdım. “Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak” diyor Nazım. Büyük şaşkınlıkları en çok o yaşamıştır.

Şaşırmak, özgüveni bir an doruğu da çıkarır ama sadece bir an, kısacık bir zaman. Orada sürünmemeli, oraya takılmamalı, oyalanmamalı. O anlar güzeldir ama o anlarda durmak yanılgılar yaşatabilir. Şaşkınlık yaşamak, yazma heyecanın diri tutar. Kendinden dahi beklemediğin bir şey yazmışsan, şaşkınlık da yaşarsın. “Bunu ben mi yazdım?” diye sorar durursun. Sonrasında tedirginlik, emin olamama hali de yaşanıyorsa, yeni şaşkınlıklar yine gelecektir.

HAKİKAT ARAYIŞINDA MÜKEMMEL BİR İMKAN…

Sessizliğin, suskunluğun, boşluğun ve yalınlığın etkileme gücünü de işaretleyen haikunun, zamanın en küçük birimi olan ‘an’la olan ilişkisine de dikkat çekilir. Haikularınızda geleneksel olanın bu tür karakterize hallerini görmek mümkün. Sizin için tüm bunlar ne anlama geliyor?

Sıradanlıklarımız insanı duyusuzluğa indirir, oradan da insan kendi ruhunun atomaltına sızar. Doğayla baş başa kaldığımızda, içimizdeki doğa sessizliğe uyanarak sorular sorar. Yalnızlık sorgulayıcıdır. Cevaplar bulmak için o metafizik belirsizliğin içinde arayışa çıkarsınız. Boşluğun ya da suskunluğun sesini duymak, o dili anlamaya çalışmak, o anların söyledikleriyle kaynaşmak tamamen iç yolculuğun sezdirdikleriyle ilgilidir. Bu nedenle şair, tanrısal arayışların yolcusudur.

Haikuyla uğraşma çabası en çok da tanrısal bir arayışa çıkmaya benzer. Mutlak ıssızlık içinde, boşluğun sağır edici dingin suskunluğuyla kaynaşarak oradan duyusuzluğunuza süzülürsünüz. Orası öteleri sezmenin ya da sezdirilenleri algılamanın katıdır. O katta, “Tanrı susmayı bilen insanlarla konuşmayı sever. ” Dinsel tasvirlerin tanrısı değil bu.

Evrensel yaratıcı gücün yani kendiliğindenliğin diyalektik enerjisinin izini sürerek, o belirsizlik sisini teninizde, serinliğini gözeneklerinizde hissetmek, o kaotik atmosferin içinden geçerek kendinizi de anlamak, zamanı ve hayatı anlamlandırmak…

Haiku tüm bu hakikat arayışında mükemmel bir imkan, keşifler yaptıran heyecan verici bir patika. Keşfedilen anların karanlıktaki siluetine haiku sadece belli belirsiz bir ışık tutar. Arayışınızda karşılaştığınız derinliğin yalın halleri yüzeye vurduğunda, bıraktığı etkiler de dalga dalga sürer.

YABAN ANLAMLAR BULMAK İÇİN VERİMLİ BİR YOL

Haikularınızda bir yandan doğada yolculuk, bir yandan doğaya yolculuk var. Bu birlikte yol alışa, bir tür iç yolculuk da eşlik ediyor diyebilir miyiz?

Esas olan elbette iç yolculuktur ama yolculukları çok boyutlu ve paralel kurmalı. Karşınızda doğanın en muhteşem manzarası da olsa içe doğru da yola çıkmadınız mı o manzara karanlıktır, bakasınız ama alımlayamazsınız. Evrensel bir algıyla, metafizik alanı yorumlamak, oradan yalın imgesel karşılıklar çıkarsamak, bilinçaltının derinliklerine inip o alt zemini yoklamak yaban anlamlar bulmak için verimli bir yoldur.

SADECE UMUT EDEREK MESAFE ALINMAZ

“Kırmızı patikada/çiçekler kervanı/ yeni şeyler başlatacak”, “Göremez kimse/ zamanı sırtlayan/ tarihin özgür atlarını”. Bunlar, son derece umutlu dizeler aynı zamanda… Karanlık zamanlardan geçerken böylesi umutlu olmak nasıl mümkün olabiliyor; baş etme gücünüzü nereden alıyorsunuz?   

Zihinsel bir sistem kurarak baş edilebilir. O sistemin içinde zamanı ve mekânı aşabilecek bir iç dünya, buna göre de bir yaşam tarzı oluşturup yaşamak gerek. ‘Kendi hayali oyuncaklarını yaratan bir çocuk’ gibi, o atmosferin içinde devinerek direnci sürekli kılmak mümkün. O zihinsel sistemin yaşamsal karşılığını günlük olarak ayrıntılarla yaratmalı. Sizi kuşatanlara karşı en temel donanım böyle edinilir.

Düşlediğiniz toplumsal sistemin içinde özgür birey olmayı, zaman ve mekân neresi olursa olsun, o gerçekliği yaşam tarzı haline getirerek anı anına yaşadığınızda toplumsal ve evrensel bilince de yaklaşırsınız. Bu bilinçle, şartlar ne olursa olsun özgürlük tutkusundan vazgeçmeme karalılığı gösterinsiniz. Yine şartlar ne olunsa olsun zulüm sistemine karşı direnir, onurunuzu korur, vicdanlı ve adil davranırsınız. Bu ahlaki güç, direnme cesareti vererek motivasyon sağlar, enerjiniz yenilenerek süreklileşir.

Zorluklara katlanarak uzun süre mücadele etmek mümkün değil, sadece umut ederek de mesafe alınmaz. Umut ederek katlanmak, sabretmek insanı yolda bırakabilir. Anlamlı umut, bedelleri de göze alarak, gemiyi limana ulaştırma bilinciyle dalgalarla boğuşma azmini yeniler.

IŞIĞI KARANLIKTAN SÜZMEK GİBİ ÖZGÜRLÜĞÜ DE TUTSAKLIKTAN SÜZMEK

Haikularınızı okuyunca, bunları uzun süre cezaevinde kalmış bir insanın yazmış olması şaşırtıcı geliyor açıkçası. “Güllere yağmur yağmış/ ne güzel kokuyor/bu gece… gece” diyen birinin gül/ yağmur ve kokuyla anlattığı tüm bu şeyleri duvarların ardından kaleme alabildiğini düşünmek zor. Kırmızı Patika kitabınızın son haikusu da “Bir attır haiku/ şimşekli kanatlarıyla/ göklere çıkaran”… Tutsaklık, özgürlük nedir sizin için?   

Kavramlar, durumlar ve duygu anları sonsuz bir sabitlik taşımaz. Onları esnetmek bakış açısına bağlıdır ve bu bilinçle hareket eden insanın elindedir.  Özgürlüğün hatta tüm anların geçici, göreceli olduğunu bilerek, bu bilinçle yürümeyi kabul ederek özgürlüğe dair anları büyütmeli.

Tutsaklığı ören karanlık zihnin halkalarında özgürlüğün ışıklarını yakmak her zaman mümkündür. Tutsaklığın, mekanla ilişkisi tali olsa da önemlidir fakat esas mesele algıdaki zihinsel esnekliktir.

Özgürlük düşlerine ilk adımı atarken kurduğum düşlerin hâlâ peşinden gidiyorsam ve buna dair hayal gücüm özgürse ‘tutsaklık’ denilen dar alana kapatılma durumu ve bunun üzerinde uygulanan ardı arkası gelmeyen hukuksuzluklar, sizin için bu daracık mekanı sonsuza doğru göreceli kılıp genişletebiliyor. Bu algının özü, ruhsal evrenin genişlemesine dairdir. Bu özgürlüğe sürekli yeni pencereler açmaktır. Işığı karanlıktan süzmek gibi, özgürlüğü de tutsaklıktan süzmek…

İKTİDAR, DİRENENLER ŞAHSINDA YENİLDİ 

Hakkınızda verilmiş bir müebbet hapis cezası var ve bu ceza infaz sistemine göre, ‘30 yıl hapis’ demek. Ancak cezaevi yönetiminin bir yıl içinde verdiği üç disiplin cezasıyla infazınızın yakıldığını ve hapis cezasının da 36 yıla çıkarıldığını biliyoruz. Giderek yaygınlaştığını gördüğümüz, cezaevi yönetimlerinin keyfi ve hukuksuz fiili durumlar olarak ortaya koydukları ‘infaz yakma’yla ilgili itirazlarınız var. İtiraz sürecinde nereye gelindi?

İnfaz yakılan, 30 yıl yatıp cezasını bitiren ama bırakılmayan yüzlerce arkadaşımız var. Sayı her geçen de artıyor. Bu durumu şöyle okumak gerek: Zulüm üreten iktidar sistemi direnenler şahsında yenildi. Bu bir ideolojik yenilgidir. Çeyrek asrı aşan baskı ve işkencelerin sonuç vermediğinin itirafıdır.

“20 yıl, 30 yıl planlamıştık ama başarılı da olamadık” diyorlar. “30 yıl boyunca her gün, hatta anı anına seni pişman ettirmek, davadan vazgeçirmek için her şeyi yaptık. Denmediğimiz yol, uygulamadığımız yöntem kalmadı. Bu kadar şey yapmamıza rağmen sana yenildiğimizden dolayı pişmanız ama bunu itiraf edemiyoruz. Bu durumu örtmek için de seni cezalandırıyoruz.”

Tüm bunlara karşı fiili direnişle birlikte hukuki yolları da kullanıyoruz. Henüz sonuç yok, çıkacağı da yok gibi. İtirazlarımızı vicdanlı bir hakim kabul etse bile, itirazlarımıza da itiraz eden bir bakanlık var.

41 KERE REVİRE, 9 KERE HASTANEYE GİTTİKTEN SONRA… 

Sizin ve diğer tutsakların cezaevi koşulları nedir, maruz bırakıldığınız daha başka hak ihlalleri var mı?

Benden 30 yıla yakındır verilen yemeklerin parasını istiyorlar. Elon Musk’ı vasi tayin etmem gerek, ancak o ödeyebilir! Bir ara askere çağırdılar. Çok heveslendim ama bırakmadılar. Hem davet ediyorlar hem de misafirperver değiller. Sonra vergi istediler. Kitaplarımdan para kazandığım da yok.  Fakirlik kağıdı gönderdim. Yanımda çok var bundan. Para isteyene karşılıksız çek niyetine gönderiyorum. Buna cevap olarak “Şirketiniz var mı? Herhangi birbir şirkete ortak mısınız?” diye resmi yazıyla sordular. “Aaah, ah” diye yazdım. Diş çekimi için 41 kere revire, 9 kere hastaneye gittikten sonra sorun halloldu. 28 yıldır, aileme yakın bir cezaevine sevk için yazı yazıyorum. “Kapasite dolu” denerek red ediliyor. Oysa Diyarbakır ve İstanbul’da bu süre içinde 50 binlik kapasiteyi aşan cezaevleri açıldı. Ve belki milyon kere kapasite vardı.  Ama Şakir’e çay yok!

Hastaneye gitmek için 6 ay bekledim, 6 ay sonra yüzünü nihayet gördüğüm doktor işaret parmağını kaldırarak “Bir dakikada anlat” dedi. Doktoru buna mecbur kılmışlar. Tomografi çektirmiştim, yetmemişti, MR çekilmesi gerekirken röntgen çektiler. Geri döndüm. Elimde onların verdiği pet şişe, içinde de su var.

-“Çöpe at” dediler.

-Niye?

-“Dışarıdan gelen şeyleri içeri almıyoruz” dediler.

-Suyu da mı?

-“Evet”

-Siz verdiniz, bakın şeffaf!

-“Olsun çöpe at”

-Peki az önce dışarıda içtiğim midemdeki su. O ne olacak? Hem ben de dışardan geldim, beni de içeri almayın.

HUKUKSUZLUKLAR BURADAN AY’A DÖRT ŞERİTLİ YOL OLUR

Onlara mevcut yasaları uygulatmak için çok çalışıyoruz maalesef. Buna rağmen hak ihlalleri, açılan davalar, verilen cezalar, başvurular, itirazlar, itirazlara itirazlar yeni dosyalar falan boyumu aşmış durumda. Sitem bu konuda çok örgütlü, hiç sıkılmadan kendisini günlük olarak yeniden üretiyor.

Benimle aynı durumda olan binlerce arkadaşım var. Her birine yapılan hukuksuzlukları, hak ihlallerini ve onların işlendiği dosyaları yan yana dizsen, buradan Ay’a dört şeritli yol olur. İnanırlar mı? Onlar bilir. İşte bunları nasıl anlatmalı? Ben aysbergi gösterdim, sen “Buzdağının içinde Everest’i de gördüm, küçücüktü” de. Daha pratik bir cevap isterseniz, bu sorunuzun cevabı Pandora’nın Kutusu’nun içinde!

Eklemek istedikleriniz…  

Çıkartmak istediğim, fazla kelimeler var… Candan teşekkürler.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram