Zamansız

Tam da bu nedenle gazetecilik için gün bugün... Dün gitti; Türkiye'nin ve dünyanın dört bir köşesine tespih tanesi gibi dağılan her birimiz bunu idrak edecek yaşlardayız. Yeni şeyler söylemek zor olsa da sözümüz henüz bitmedi.

SELAHATTİN SEVİ 03 Kasım 2022 GÖRÜŞ

Zaman Gazetesi

Bir bakkal dükkânı ve kahvehanenin bile olmadığı küçük dağ köyünde geçen çocukluğumun en önemli sosyal aktivitesi rahmetli dedemin peşine takılıp camiye gitmekti. Radyoda sadece sesini duyduğum görünmez insanlardan sonra en hayret verici havadisleri aldığım köy odasından mescit bölümüne geçtiğimizde bir safın yarısı ancak dolar, imam farzı kıldırır kıldırmaz cemaat son sünnet için başka bir köşede konuşlanırdı. Tesbihatta, uzanınca erişemedikleri için ortada kalanlara her tespih fırlatıldığında yüreğim ağzıma gelir, hep ipi kopuverecek, taneleri etrafa saçılıverecek gibi ürperirdim. Oysa ne olacak ki, dağılanı toplardık; çocukluk işte…

Nereden mi aklıma düştü bu anı?

Çünkü bugün 3 Kasım. Önce kayyım atanan, sonra bir KHK kararıyla kapısına kilit vurulan Zaman’ın 36. doğum günü. Bu hukuksuz dönemde sadece gazetemiz ve çalışanları değil, okuyucularımız da cezalandırıldı.

Gazetecilik yapmak Türkiye’de hiç kolay olmadı fakat toplumun haber alma kaynaklarının tamamen kurutulduğu bir döneme de tanıklık etmemiştik. Tamamına yakını iktidar kontrolüne geçen geleneksel medyaya çökmek yetmemiş gibi basın ve ifade özgürlüğünün tabutuna son çivi Sansür Yasası ile çakıldı.

Sayısı her geçen gün değişen meslektaşlarımız en verimli yıllarını cezaevlerinde geçiriyor. Daha geçen hafta 9 Kürt arkadaşımız sadece habercilik yaptıkları için tutuklandı. Bu satırları okuduğunuz kendi halindeki Kronos bile iktidarı huzursuz ediyor olmalı ki siteye altı yılda onlarca kez erişim engeli getirildi. Aramıza sonradan katılan tecrübeli bir arkadaşımız siteyi 36 numaraya taşırken üzüldüğünü söyleyince, ünlü sözdeki gibi, belki öfkeli olmanın daha yararlı olacağı yönündeki düşüncemi paylaştım. Sonra da buna bile değmeyecekleri aklıma geldi… Ne de olsa tespih dağılsa da hızlıca nasıl toparlanacağını öğrenmiştik. Biliyorduk ki, meslek ilkelerini her şeyin üstünde tutan şahane bir ekibimiz var. Özgür gazeteciliğe omuz veren yol arkadaşımız eşi yoğun bakımdayken dahi haber nöbetini aksatmayacaktı… OHAL günlerinde sığındığı bir sahil kasabasında da, çileli ‘ara yurt’ Atina yıllarında da, otağını kurduğu yeni yurdunda da aynı heyecanı taşıyan yoldaşlara sahiptik. Sayımız azdı ama renk yelpazemiz konforlu iş ortamlarındaki günlere göre daha renkliydi. Ve daha da önemlisi heyecanımızı ve tutkumuzu yitirmemiştik.

Gazetecilik zor; zor zamanda gazetecilik daha da zordu. Bunu hepimiz biliyorduk. Bırakın sıradan insanları Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı ve popüler futbolcusuna mikrofon uzatmak günlerce konuşulabiliyor ama bir türlü konuşulamıyordu. Gazeteciliğe ‘heves edenler’ yaptıkları sıra dışı işin sonunda uzun uzun kendilerini anlatmak zorunda kalıyordu. Öyle olmasa adı söylenemeyen futbolcu ile söyleşi yapan ‘YouTuber’larla peş peşe söyleşiler yapılır mıydı?

En son Özlem Gürses’in kişisel kanalına çıkan Flu TV kurucularından İlker Canikligil, Şükür’le yaptıkları röportajın amacını, “Onu pişmanım dedirtmeye oynadım” diyerek açıkladı da kimse yadırgamadı. Hayırdır, dijital ikna odası kuruldu da haberimiz mi yok!

Adı söylenemeyen futbolcu ile konuşan Youtuber ile konuşan başka bir ‘gazeteci’ olan Mirgün Cabas’a, “Fatih Terim belgeselini seyredince, tamamen silinmiş olması enterasan geldi. Epey Stalinist bir durum aslında biliyorsunuz. Geçmişte olan bir şeyin yok sayılması büyük geldi bana,” diyen Canikligil şüphesiz iyi niyetli. “Gazeteciler yapmadı ne yapalım biz yaptık” sözleri ve cesareti de takdire şayan. Fakat sadece iyi niyet dolaylı bir gazetecilik faaliyeti için bile yeterli değil.

Tam da bu nedenle gazetecilik için gün bugün… Dün gitti; Türkiye’nin ve dünyanın dört bir köşesine tespih tanesi gibi dağılan her birimiz bunu idrak edecek yaşlardayız. Yeni şeyler söylemek zor olsa da sözümüz henüz bitmedi.

Tel örgülerin, kalın duvarların, demir kapıların arkasından özlemle yazılan satırlardaki umuda tutunacağız. Özgür kaldığında bile kalanlara saygısından gönlünce “Tahliyeeee” diye çığlık atmayan arkadaşlarımızın asaletini kuşanacağız. Uzaklardan gelen ve fotoğraf eklenen ‘zamansız’ bir WhatsApp mesajı ile gönlümüzün karanlığını aydınlatacağız. Sadece zamanı değil mekânı da paylaştığımız özgür günler için çalışacağız. Hariçten gazel okuyanlara mekanın kurallarını hatırlatıp gülüp geçeceğiz.

Hayal ve rüya arasında bir yerdeyiz uzun zamandır. Yaşadığımız yerin farkına çoğu kez ‘konum’ atarken varıyoruz. Adımlarımızın ezbere bildiği evlerimiz, iş yerlerimiz yok. Sabah sabah bir sesli aramanın diğer ucundan gelen “İstanbul’da arkadaşlarla birlikteydik” sözünden sonra merak ettiğimiz o rüyanın tabiri değil, “beraber ne yapıyorduk” merakı…

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram