Yakış: ‘Yarından tezi yok Esad’la görüşmek ve bu bataklıktan çıkmak lazım’

Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış Kronos'a konuştu: Cumhurbaşkanımızın vücut dilinden hayal kırıklığı içinde olduğu izlenimi kolayca ediniliyor. Suriye ile müzakerelere başlamak gerek.

MEHMET ŞAHİN 25 Temmuz 2022 SÖYLEŞİ

Yaşar Yakış

Erdoğan, Putin ve Reisi, Astana Formatı’nda 7. Üçlü Zirve kapsamında İran’ın başkenti Tahran’da buluştu. Verilen görüntülerin çok konuşulduğu zirvenin ardından gerilimi yüksek açıklamalar geldi. Türkiye-İran, Türkiye-Rusya, Türkiye-Suriye ilişkileri açısından önümüzdeki günler neler gösterecek? Biz bu konuyu en yetkin isimlerden biri, Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’la konuştuk…

Hamaney-Erdoğan görüşmesi, Erdoğan’ın Putin’i bekletmesi… Bunlara sembolik olarak bir önem atfetmek gerekir mi? 

Bunların hepsinin bir gösterge olduğunu kabul etmek lazım, fazla da büyütmemek lazım. 45 saniye mi ne bekletti dediler. Sayın Cumhurbaşkanımız iki dakika bekletilmişti. Bunu çok fazla önemsemiyorum ben, içerik daha önemli. Bir de fotoğraf önemli. Yani görünüş, vücut dili. Vücut dili bir çok şeyi ifade ediyordu. Türkiye’nin böyle meydan okuyan bir hali yoktu. Orada beklediklerinin önemli bir kısmını alamadığını hissediyorsunuz resme baktığınız zaman. Hem Sayın Cumhurbaşkanımızın vücut dilinde hem de etraftakilerin, sırada oturanların da vücut dilinden, yüzlerindeki ifadelerden bir hayal kırıklığı içinde olduğu Türk delegasyonunun, öyle bir izlenim kolayca ediniliyor.

Türk Dışişleri, bu tür hamlelere dikkat eder mi, yani bir misilleme olabilir mi Kremlin’deki bekletmeye?

Bekletme yoluna gitmemek lazım. Çünkü o karşılık olarak, ben sana karşı bir misilleme yaparım, sen onun üzerine daha fazla misilleme yaparsın, ben daha fazlasını yaparım diye böyle bir açık artırmaya gidilir. Bu yola gitmemek lazım. Zamanı gelince yalnız, aradan bir süre geçtikten ve unutulduktan sonra, onu vaktiyle şöyle bir şey yapmıştınız haberiniz olsun diye mesaj verilebilir ama dediğim gibi, bir şey elde edilecekse bu çeşit şeylerden elde etmeye çalışmamak lazım.

Zirvede Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği tekrar vurgulandı. Fakat Türkiye’nin bir sınır ötesi operasyon hazırlığı söz konusu…

Böyle bir operasyonun olmamasını temenni ediyorum. Çünkü her şeye rağmen başka bir ülkenin topraklarında askeri harekat yapıyoruz demektir. Bu uluslararası hukukun kabul etmeyeceği bir şeydir. Türkiye, Rusya’dan farklı olarak o ülkenin resmi makamları tarafından davet edilmiş bir ülke değildir. Amerika’nın ve Türkiye’nin, Suriye topraklarında bulunması resmi makamların daveti üzerine olmadığı için orada bir fark olduğunu kabul etmek lazımdır. Bu çok önemli bir husus. İkincisi de, Türkiye’nin Suriye’de askeri harekat gerçekleştirmesini tasvip eden bir ülke çıkmadı dünyada ve çok önemli üç ülke de karşı çıktı. Bunlardan biri Rusya, Suriye’de son derece güçlü bir askeri mevcudiyeti var. İkincisi İran, Hizbullah aracılığıyla onun da çok ciddi bir mevcudiyeti var. Üçüncüsü Suriye’nin kendisi. Diğer bir de dış aktör var, o da Amerika. Amerika da Türkiye’nin Suriye’de askeri harekat gerçekleştirmesine destek vermediğini ortaya koyuyor. Amerika’nınkini farklı bir kategoride muhafaza etmek lazım. Çünkü Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin Suriye topraklarında askeri harekata girişmesine karşı çıkması nedeniyle Amerika’nın karşı çıkma nedeni arasında önemli bir fark var. Amerika’nın belki daha fazla etkisi var bu konuda. Etki derken şunu kastediyorum. Fırat’ın doğusunda, özellikle bir önceki Amerikan Başkanı Trump zamanında, Kürtlere hem petrol kuyularını muhafaza edin hem de onun ekonomik gelirinden fayda sağlayın diye bir imtiyaz sağlanmıştı. Dolayısıyla Amerika’nın Türkiye’nin şimdi harekat yapmayı düşündüğü yerleri göz önünde bulundurunca, biliyorsunuz en önemli bölüm Fırat’ın doğusundan başlayıp Irak sınırına kadar uzanan bir alan… O kadar uzun mesafenin kontrol edilemeyeceği sonradan ortaya çıktı.

“HAMANEY, ‘TÜRKİYE’NİN KOLLADIĞI TERÖRİSTLERİN DE ELİMİNE EDİLMESİ LAZIM’ ANLAMINDA BİR ŞEY SÖYLEDİ.”

İki, Türkiye 30-40 km. genişlikte bir yeri kontrol etmek istiyordu. O 30-40 km’ye hiçbir zaman ulaşılamadı. 15 km. ile bazı yerlerde 20 km ile sınırlı kaldı. Bir üçüncü konu da, güzergah üzerinde devriye faaliyetleri. Zirvedeki modelde, oranın devriye işi Türk askerleri tarafından yürütülecekti, Türkiye’nin de hedefi buydu. Halbuki o da bir bakıma terk edildi. Türkiye, Rus askerleriyle birlikte devriye görevini yerine getirmeye başladı. Yani Türkiye’nin en başında hedeflediği noktayla şimdi gerçekleşmiş nokta arasında çok büyük bir fark var. Türkiye şimdi, bugünkü koşullarda fırsattan yararlanarak eskiden belirlemiş olduğum hedefimi şimdi gerçekleştirebilir miyim diye onun peşinde. Fakat Tahran’daki toplantıda hem İran hem Rusya’yla, en üst lider olan yani Cumhurbaşkanı’nın üstünde bir makam olan Hameney’le olan görüşmede, Hameney biraz daha açık söyledi. Pek tabii ki Türkiye’yi rahatsız eden şeyler bizi de eder ama eğer terörle mücadele edilecekse Türkiye’nin kolladığı teröristlerin de elimine edilmesi lazımdır anlamında bir şey söyledi.

Rusya ve İran terörist derken cihatçı grupları, Türkiye ise Kürt unsurları öne çıkarıyor. Kimlerin teröristler olduğu konusunda uzlaşma sağlanabilecek mi?

Amerikalıları burada başka bir yere koymak lazım diyordum ya, burada ikisini alarak söylüyorum, gerek Rusların gerek Amerikalıların Kürt davasına olan desteğinin hiçbir zaman eksilmeyeceği kanaatindeyim. Çünkü Kürt davası, uluslararası camiada böyle küresel hedefleri olan ülkelerin ceplerinde bulundurmak istedikleri ve diledikleri zaman masanın üzerine koymak istedikleri bir karttır. Çok önemli bir karttır Kürt kartı. Dolayısıyla ne Rusya ne de Amerika bu Kürt kartından vazgeçmek ister. İran’ın Kürt meselesine bakışıysa Rusya ve Amerika’nınkinden farklıdır. Amerika Rusya ve İran’ı yan yana koyalım, her üçünün de Kürt meselesine bakışı Türkiye’ninkinden farklı bu sefer. Türkiye’ninki onların hiçbirine benzemiyor. Öyle bir durum var. Türkiye her şeye rağmen böyle bir harekatı gerçekleştirebilir mi? Yani bazen şartlar öyle elverir ki Amerika’nın en önemli değerleri Kürtlere gidecek olan silahların gidiş güzergahının kapatılmaması lazımdır. Önemli olan o. Onun dışındaki şeylerde Amerika belki taviz de verebilir. Rusya’nın kriterleri başkadır verilecek tavizler konusunda hangi Kürt unsurlara Türkiye askeri harekat gerçekleştirebilir sorusunu sorduğunuz zaman. Mesela Münbiç’e belki Amerika o kadar önem vermeyebilir ama Fırat’ın doğusunda petrol kuyularının olduğu yerde, o Kürtlerin kontrolü altında olan noktalarda Amerika’nın geri adım atmayacağı ve Türkiye’nin o bölgelerde kuyulara bir çeşit sahip olan Kürtlerin bulunduğu yerlerde harekat yapamayacağı kanaatindeyim. İran’ın hedefi tamamen farklı. Onun en önemli hedefi İran’daki Hizbullah’la İran arasında ve Irak’ın kuzeyinden başlayarak Kuzey Suriye’ye oradan Lübnan’a kadar uzanan bir şeridin kendi kontrolü altında tutmak, asıl amacı o. Kürt kartı çok önemli bir kart olduğu için devletler üstü politika izleyen bir devletin cebinde bulundurmak istediği bir karttır Kürt kartı. Onun için Rusya da o karttan vazgeçmez.

“SURİYE’DE YAPTIKLARIMIZ BAŞINDAN BERİ YANLIŞTI, TÜRKİYE BİR AN BU BATAKLIKTAN SIYRILMALI”

Erdoğan’ın “Operasyon gündemde olacak.” dedi Suriye Dışişleri Bakanı Mikdad, “Böyle bir durumda Türkiye’yle savaşmak zorunda kalırız.” gibi çok net bir ifade kullandı. Savaş ihtimali görüyor musunuz operasyon olması durumunda?

Bir meydan savaşı, uzun süren bir savaştan ziyade belli yerlerde belki göstermelik bazı askeri harekatlar yapıp, Türkiye’de de seçimler öncesinde, “Bak biz harekat yapacağımızı söylemiştik, bir gece ansızın gelebiliriz demiştik. Geldik. Bu harekatı yaptık. Şimdi dönüyoruz.” diyerek böyle bir geçiştirmeyle sonuçlanabilir. Yoksa Suriyelilerin söyledikleri doğrudur. Pek tabii kendi vatanlarını savunacaklardır. Bu onların haklarıdır da. Şimdiye kadarki ortak manevraları göz önünde bulundurursak Rusya ve Suriye askerleri ortak manevralar yaptılar. Manevraların yeri, hassaten Türk sınırında değil de Golan Tepeleri’nin yakınları oldu ki Türkiye’ye karşıyız havası vermemek için ortak manevra yaptılar. Bunu kabul etmek lazım. İkincisi, Türkiye’nin de kritik gördüğü ve belki askeri harekat gerçekleştireceği yerlerden bazılarına hem Ruslar hem Suriyeliler asker yerleştirmeye başladı. Onlar da tedbirlerini almaya başladı. Bir çatışma olursa bunun böyle uzun sürecek bir savaş haline dönüşeceğine ihtimal vermiyorum ama savaş zayiatsız olmaz, her iki tarafta da zayiat olma ihtimali vardır. Ben yine Türkiye’ye şehitler gelmesinin önlenmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü Suriye’de yaptıklarımız en başından beri yanlıştı. Halen yanlış devam ediyor. Bir an önce bu bataklıktan Türkiye’nin sıyrılması lazımdır.

İktidarın milliyetçi, muhafazakar seçmeni ikna etmek için içeride ya da dışarıda birtakım çatışmalar planlayabileceği gibi vahim iddialar var. Siz böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

Türkiye’nin böyle büyük bir savaşa sürüklenme ihtimalini uzak görüyorum ve temenni de etmiyorum pek tabii ki ama kışkırtmalar olduğunu tahmin ediyorum. İşte Suruç’taki olayları hepimiz hatırlıyoruz. Kürt sempatizanı partilerin 81 sandalye almak suretiyle parlamentodaki üçüncü parti haline gelmeleri, 7 Haziran seçimini kastediyorum, o tarihte Kürtlerin bu kadar oy almış olmaları, Ak Parti’yi ürküttü ve öteki muhalefet partileri bu fırsatı değerlendiremedikleri için Sayın Erdoğan, erken seçim yapmak suretiyle bütün tabloyu değiştirdi. Ama zaman içinde pek tabii ki Kürt oylarının, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın oylarının da belli bir istikamette katılaşma, yerine oturma, alternatifler üretme noktasına geldiğini görüyorum. Pek tabii ki Kürtçe konuşan vatandaşlar arasında öyle idealist gençler vardır ki ben Türk toprakları üzerinde bağımsız bir Kürdistan dışında hiçbir alternatifi kabul etmiyorum diyenler de vardır. Ama ne Türk Milletinin ne Türk Cumhuriyetinin ne de Kürtlerin bu idealist bir avuç gencin peşine takılıp da bir politika üretmelerine ihtimal vermiyorum. Muhtemelen ana akım Kürtlerin görüşü ağır basacaktır. Ana akım Kürtler de şimdiye kadar istikrarlı bir şekilde kime oy vermişlerse o yönde oy vermeye devam edeceklerdir.

“GÖSTERMELİK, ‘SÖYLEMİŞTİK, YAPTIK’ DENİLECEK BİR OPERASYONDAN İBARET KALMA İHTİMALİ YÜKSEK”

Hükûmet seçime dönük bazı beklentilerle Suriye’de, kısa süreli ve dar kapsamlı değil de daha büyük bir askeri operasyon deneyebilir mi, böyle bir risk var mı?

Yapılırsa çok yanlış olur. Yapılmaması lazımdır ve uluslararası camiayı da karşımıza almış oluruz. Sonuçları da Türkiye’nin aleyhine olur. Temenni etmiyorum böyle bir şey olmasını ve olmasını da çok yakın görmüyorum. Daha ziyade yöresel, göstermelik, bak işte söz vermiştik işte onu yerine getiriyoruz ibaret kalma ihtimalini daha yüksek görüyorum.

Daha önce farklı isimler bir iç karışıklık tehlikesine dikkat çekmişti. Son olarak da, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu “Bu kış için endişeliyim.” dedi…  

Sayın Davutoğlu’nun bu teşhisinin gerçekleşmemesini temenni ediyorum ve gerçekleşme ihtimalinin az olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün eksikliklerine rağmen, Türkiye’nin bir demokrasi cenneti olmadığını da göz önüne alarak… Her şeye rağmen 1945 yılından beri çok partili rejimi benimsemiş, uygulamış, bunun nimetlerini görmüş, aksaklıkları da olmuş, duvara da tosladığı olmuş ama her şeye rağmen Türk seçmeninin bir sağ duyusu var. O sağ duyunun ağır basacağını ve böyle bir iç karışıklığın gerçekleşmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü geçmişte buna benzer girişimler oldu. Özellikle Alevi kesimleri harekete geçirmek isteyenler, Maraş olaylarını, Sivas olaylarını düşünürseniz. Bu çeşit şeyler yapıldı ama bunu bir iç savaşa benzetmek doğru değil. Bu vahim bir kargaşa ve sorumsuzluktur. Bunun ben iç savaş boyutlarına ulaşacağına ihtimal vermiyorum. Türkiye’nin demokrasi tecrübesi, Türk seçmeninin sağ duyusu Sayın Davutoğlu’nun söylediği noktalara gelmesini önleyecektir diye düşünüyorum.

TSK, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde sürekli hareketli. Zaho’da Türk topçusunun ateşiyle can kayıpları yaşandı. Bu bölge için de bir operasyon gündeme gelebilir mi?

Bence bir kere Kuzey Suriye’de yapılması düşünülen şeylerle Kuzey Irak’ta halen yapılmakta olanları karıştırmamak lazım. İkisi birbirinden farklı. Dolayısıyla ikisinin dinamikleri farklı ama şehit haberleri geliyor maalesef. Bu olayların başladığı 1980’lerden beri kayıplarımızı düşünürsek neredeyse Çanakkale Savaşı’ndakiyle eşit hale geldi. Çok büyük kayıplarımız oluyor. Bugün bu kadar büyük ve sürekli kanayan bir yara için çözüm üretilmeli, akan kan durdurulmalı. Bunun bir şekilde önlenmesi lazım diye düşünüyorum.

“ANA AKIM KÜRT SEÇMENİNİN DEMİRTAŞ’IN SÖYLEDİĞİ İSTİKAMETE GİDECEĞİ KANISINDAYIM”

Selahattin Demirtaş da Çanakkale’yi ziyaret etmek istediğini söyledi. PKK’nın silah bırakması gerektiği, savaşın diyalogla engellenmesinin mümkün olduğu şeklinde yorumlanacak önemli ifadeler kullandı. Siz nasıl buldunuz bu sözleri?

Sayın Demirtaş, âkil bir insan olarak ve lider olarak şimdiye kadar hep olumlu şeyler yaptı. Zaman zaman pek tabii ki HDP’li çevrelerden, ‘Ama bizim tabanımız aynı’ anlamına gelen, onun için HDP’nin ve PKK’nın tabanının örtüştüğü alanlar bulunduğunu ima eden beyanlar oldu. Şimdi Demirtaş, sorumlu bir insan olarak hapiste de olsa liderlik vasfını yine ortaya koymak suretiyle doğru olanı yaptı. Çünkü bu çeşit insanlar toplumun önüne düşerlerse pek tabii, 12 ila 15 milyon vatandaştan bahsediyoruz Kürtler derken… Bu kadar insanın arasında çok aşırı Kürt militanı da vardır. Son derece yumuşak ve her türlü çözüme sıcak insanlar da vardır. Onun için o büyük kitlenin, ana akımın ruhunu doğru dürüst yakalamamız lazım ve o ruhun da Sayın Demirtaş’ın söylediği ruh olduğu kanaatindeyim. Yani artık zamanı geldi. Çatışmayla olmuyor, olmadığı ortaya çıktı. Bu kadar kaybımız oldu. Nasıl olsa en sonunda yine şu ya da bu şekilde masa etrafında oturacağız. Dolmabahçe masasını bilerek çökerttiler ama yine olursa bir başka Dolmabahçe masası ya da bilmem ne masası etrafında bu konular görüşülüp anlaşmaya varılacaktır. O anlaşmanın er veya geç olabileceğini ümit ediyorum ben. Sayın Demirtaş da bunun yolunu açtı. Öyle zannediyorum ki buna itiraz edenler de çıkacaktır, onunla aynı fikirde olanlar da çıkacaktır. Toplumun ve Kürtçe konuşan kesimin eğilimlerini de göreceğiz zaman içinde. Ben Kürt seçmenin ana akımının yine Sayın Demirtaş’ın söylediği istikamete gideceği kanaatindeyim.

‘Dolmabahçe’deki masa bilerek çökertildi’ ifadesini kullandınız. Bu, çözüm sürecini bitiren AKP’nin siyasi bir tercihi miydi yoksa bir devlet politikası mıydı?

İttihat ve Terakki zamanından beri, 1912’lerden beri Türkiye’de bir grup insan, devlet adına hareket ediyoruz diyerek Osmanlı’yı dağıttılar. Cumhuriyet döneminde çeşitli sağa sola çarpmalar oldu. 1960 İhtilali, 1971 Nihat Erim müdahalesi, 1980 müdahalesi oldu. Bir de 15 Temmuz olayları oldu. Bütün bunları düşünürseniz Türkiye’de demokrasiyi hazmedememiş ama devletin içinde olup devlete yön verme yetkisini kendisinde haksız yere bulan, böyle bir yetkisi olmadığı halde kendisine mal eden insanların olduğunu görüyoruz. Bu insanların da zaman zaman şu veya bu şekilde topluma huzursuzluk verdiğini görüyoruz. Artık bunların terk edilmesi lazım Türkiye’de ve doğru dürüst Batılı anlamda bir demokrasinin yürüyeceğini ümit ediyorum. Şimdi bakıyoruz işte, İsrail’de bir Arap İsrail’li kazın partiden istifa ettiği için hükümetin düşmesi söz konusu oldu. Bir kişi, kadın yalnız başına. O istifa edince hükümet düşüyordu. Onun için rica ettiler kal hükümette diye. Hükümet ayakta kaldı. İsveç’te İran kökenli bir kadın, partiden istifa ederim dedi. Tehdit etti ve hükümetin ayakta kalmasını sağlıyor. Nasıl oluyor bu? Demokrasi dediğimiz bu işte. Bazen bir kişi çoğunluğun kaderini değiştirebiliyor. Bunlar demokraside doğru olan şeylerdir. Demokrasinin böyle olması lazım. Demokrasinin illa ezici çoğunlukla yürümesi şart değil. Hatta Baltık ülkelerinde hükümetlerin azınlık hükümeti olarak kurulması geleneği var. Onu tercih ediyorlar. Yani şöyle bir şey düşünelim. 300 sandalyeli bir parlamento. 150 sandalyeye ulaşamamışlar. 145’te kalmışlar. Acaba 10 kişilik bir partiyi de yanımıza alıp 155’e çıkalım mı diye hesap edenler oluyor. Baltık ülkelerinde buna itibar etmiyorlar. Azınlık hükümeti kuruyorlar. Azınlık hükümetinin avantajı şu, mesela tarım politikasında bir kanun çıkartmak istiyorsan, muhalefetteki A partisi ile iş birliği yapıyorlar ve kanunu çıkartıyorlar. Sonra diyelim ki askeri konularla bir kanun çıkartmak gerekiyorsa, militan bir partiyi yanlarına alıp onun desteğiyle o kanunu çıkartıyorlar. Böylelikle parlamento bölünmüş, ortadan yarılmış ve birbirine düşmen iki grup olmaktansa herkesin iştirak ettiği, şu veya bu şekilde katkıda bulunduğu bir hükümet çeşidinin ve kanunların çıkarılmasının yolu açılıyor. Bu Baltık ülkelerinde gelenek haline gelmiştir. Şimdi Türkiye’de mutlaka birinin ezip geçecek şekilde iktidara gelmesi gerekiyor. Buna gerek yok. Demokrasi % 50’den 1 fazla olduysa hükümeti kurar. Bugünlere ne zaman geleceğiz bilmiyorum ama inşallah ben hayattayken de geliriz.

“KÜRT SEÇMEN  BİLİNÇLİDİR, HÜKÛMET ÖCALAN’I YA DA BİR YAKININI KONUŞTURARAK BİR YERE VARAMAZ”

Demirtaş, “Öcalan alet olmaz böyle oyunlara” dedi ama acaba Cumhur İttifakı yine Öcalan’la Demirtaş üzerinden bir ayrıştırma girişiminde bulunur mu?

Bu yalancı çobanın hikayesine benziyor. Kürt seçmeni de o kadar bilinçsiz bir seçmen değil. Öcalan’ı kullanmak suretiyle, sonrasında ortada yüzüstü bırakma örneği dururken, Kürt seçmenin tekrar aynı oyuna gelip de yine hükümetin Öcalan’ı veya bir yakınını sahneyi çıkartıp orada konuşturarak bir yere varabileceğini zannetmiyorum. Çok marjinal faydası olur onun. Onu da bunun zahmetine değmeyeceğini iyi değerlendireceğini zannediyorum ve asıl değerlendirecek olan da pek tabii ki Kürt seçmenidir. Kürt seçmenin bir defa dili yandı. Aldatıldı, o aldatmaya bir daha ram olmayacağını zannediyorum.

Sorun yaşanılan ülkelerle tekrar yakınlaşma ekonomik şartların bir dayatması mı? Yoksa dış politikada strateji mi değişiyor? Esad’la görüşmeler başlayabilir mi? 

Yunan Cumhurbaşkanı’na kızıp oynamıyorum seninle gibi sözlerle devlet yönetilmez. Devlette ülkelerin çıkarları vardır. O ülkelerin çıkarları eğer iki ülkenin liderlerinin bir araya gelmesini gerektiriyorsa, o liderlerin bir araya gelmesi lazımdır. Bu liderler için söylediğim. Kaşıkçı olayı çok vahim bir olaydır. Hiç olmaması gereken bir olaydır. Tekrar edilmesi tasavvur bile edilmemesi lazımdır ama oldu diye Türkiye ve Suudi Arabistan gibi iki devletin nihai küs ve ilişkileri bozuk halde kalmaları doğru değildir. Aynı şekilde Birleşik Arap Emirlikleri’yle de Libya’da çatıştık. 15 Temmuz olaylarında Türk yetkililerin Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri hakkında söyledikleri kayıtlarda var, biliyoruz. Sesleri de var. Yazıları da var. Her türlü şeyi söylediler. Onu da söylememeleri lazımdır. Yani Türkiye’de yapılmaması gerektiği halde yapılan bir çok şey var. Yapılması gerektiği halde yapılmayan da bir çok şey var. Kaşıkçı olayında Türkiye’nin en başta Cumhurbaşkanı düzeyinde beyanlarda bulunmak yerine, hükümet sözcüsüne veya parti sözcüsüne veya dış işleri sözcüsüne bir konuşma yaptırıp, gayet uygun bir üslupla, bu olaydan ne kadar üzüntü duyduğumuzu, böyle olaylara meydan verilmemesi gerektiğini belirtip o şekilde geçiştirmesi gerekirdi. Halbuki Sayın Cumhurbaşkanı kendisi çıktı yanlış olarak ve işte biz bunun takipçisi olmasını biliriz gibi şeyler söyledi. Sonra söylediklerini yerine getiremedi. Mesela Türkiye’nin yapmaması gerektiği halde yaptığı şeyler var. Bir de o olaylar sırasında yapması gerektiği halde yapmadığı şeyler var. Nedir onlar? 1963 tarihli Viyana Konsolosluk sözleşmesine göre yerel makamların bir cinayet işlendiğine dair çok şiddetli şüpheleri olduğu zaman, kapıyı kırıp içeri girme hakları vardır. Konsolos ve konsoloslukta gördüğü herkesi tutuklama imkanı vardır. Bunları yapmadılar ve hatta saat akşam 17:30’da galiba cinayetin işlenmiş olduğu tamamen sübut buldu. ‘Double check’le ortaya konuldu. Adam içeride öldürülmüş. Buna rağmen canileri Suudi Arabistan’a götürecek uçak saat 18:00’de hareket edecekti. O yarım saatte uçağı durdurmaları imkanı vardı. O da yapılmadı.

Diplomatik kriz pahasına tutuklamalar yapılmalı mıydı? Türkiye ilkesel olarak da mı kaybetti Kaşıkçı davasında?

Tutuklanmasında bir sakınca yoktu. Çünkü çok şiddetli intiba var içeride bir şeyler olduğuna dair. Saat 17:30’da da bu cinayetin işlenmiş olduğuna dair işaretler var. Konsolosluklar sözleşmesi, konsoloslara sadece görevlerinin ifasından ötürü ayrıcalık sağlıyor. Yani diyelim havaalanına bir kurye çantası götürüyor konsolosluk mensubu. Ondan sonra orada trafiğe takılıyor. Polis durduruyor. Bu kurye çantası taşıdığı için, yani diplomatik görevini, konsolosluk görevini yaptığı için orada durdurulamaz ama cinayet işlenmişse… Konsolosların dokunulmazlıkları görevlerinden ötürü vardır. Halbuki hiçbir konsolosun adam öldürme diye bir görevi yok. Dolayısıyla bir konsolosun birini öldürdü diye tutuklanmasının hiçbir sakıncası yok. Bunun da büyütülecek bir tarafı yok. Herkese izah edilebilirdi tutuklanmış olması. Nitekim bir süre sonra gerçekten de bir cinayet işlemiş oldukları ortaya çıkacaktı.

“KAŞIKÇI CİNAYETİNDE KONSOLOSLUK GÖREVLİLERİ TUTUKLANMALIYDI, BU İZAH EDİLEBİLİRDİ”

Şimdi en son söylemek istediğim başka bir husus da vardı. Bir uçak da gecenin 11’inde Irak üzerinden Suudi Arabistan’a gitmek üzere havalandı. Akşam 17:30 uçak gitti ama ikinci bir uçak gecenin 11’inde kalktı. Haymana üzerine kadar gittiği zaman oradan ‘Yola devam etme’ diye haber geldi. Haymana üzerinde uçak bir tur attı. Ondan sonra yoluna devam izni verildi. O da yanlış. Yani besbelli bu adamlar bu haltı işlemişler. O uçağı geri çevirip ya orada indirip ya da İstanbul’a getirip ondan sonra onları tutuklamak lazımdı. Bütün bunlar yapılabilirdi. Bunlar yapıldığı zaman da iki ülke arasındaki ilişkileri bozacak bir şey de değil bu. Çünkü bir adam hata yapmış. Bu hatanın cezasını çekmesi lazımdı. Bu iş yanlış yönetilmiştir. Şimdiye kadar söylediklerim sadece Kaşıkçı olayı ile alakalı. Ötekilerde de yapılmaması gereken şeyler vardı. Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilgili ileri geri sözler etmemek lazımdır. Ona da gerek yoktu. Ondan sonra da şimdi tabii muhtaç duruma geldiğimiz zaman, bu sefer biz daha zayıf kalıyoruz. Mısır’la ilişkilerimize baktığımız zaman, Mısır’la ilişkileri bozmak için sebep yoktu. Bir ülkede ihtilal olmuş. Askeriye, Müslüman Kardeşler ağırlıklı hükümeti düşürmüş. Böyle zamanlarda yapılması gereken şey, bir açıklama yaparsınız ve bu ülkede olan askeri müdahaleyi yerersiniz. Türkiye yermiştir ama öteki ülkeler bir müddet sonra, ilişkiler nihai olarak bozuk kalamayacağına göre, şu veya bu şekilde kurulacaktır yine. Nitekim Fransa’dan başlamak üzere Sisi kırmızı halılarla karşılandı. Sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı sırasında Amerika başkanı Sisi’yi misafir etti. Hatta akşam yemeğine Cumhurbaşkanımızın da katılması gerekirken ‘Ben Sisi’nin oturduğu masaya oturmam.’ demek suretiyle masaya oturmamıştır. Erken ayrılmıştır. Bütün bunların yapılmaması lazımdı.

Kaşıkçı cinayeti de dahil, bu geri adımlarla ilkesel olarak duruşumuzu mu kaybetmiş olduk?

Evet, yani mevki kaybetmiştir. Yapılmaması lazımdı. Türkiye’nin bunu bütün dünyadaki ülkelerin yaptığı gibi yapıp, bir açıklamayla Mısır’daki askeri darbeyi yermesi, en kısa zamanda demokrasinin geri gelmesini temenni ediyoruz demesi gerekirdi. Mısır’daki Müslüman Kardeşler ağırlıklı hükümetin devrilmesini hazmedemediği için, dünyadaki bütün ülkeler Mısır’la ilişkilerini düzelttiği halde halen düzeltemeyen tek ülke Türkiye kaldı. Mısır’la ilişkiler o kadar yoğun, o kadar eski tarihe giden bir manzume ki böyle bir ülkeye karşı bu hareketin yapılmaması lazımdı. Nitekim Mısırlılar da bunu gayet iyi bildikleri için, gayet köklü bir diplomasileri vardır, Türkiye’nin bu duruma düşmüş olmasını kendi lehlerine değerlendirerek ayak sürüyorlar. Önce Semih Şükrü, Mısır Dışişleri Bakanı, ‘Biz Türkiye’nin ne söylediğine değil ne yaptığına bakacağız.’ diye beyanda bulunmuştur. Daha sonra da biz Türkiye’nin davranışlarında bir istikrar yakalamak istiyoruz. Bugün böyle yapıyor, yarın değiştiriyor mu yoksa istikrarlı bir şekilde Mısır’a karşı yapması gereken şeyleri yapıyor mu yapmıyor mu, bir istikrar görmek istiyoruz dediler ve şu anda onu sürdürüyorlar. Önce İstanbul’daki televizyonlarının siyasi programlar yapmasını men etti Türkiye. Sonra bu militanların önde gelenlerinin, Müslüman Kardeşler Örgütünün ileri gelenlerinin, Mısır’a iadesini istendi. Türkiye onu kabul etmedi. Üçüncü bir ülkeye iade edilebilir mi, galiba şu anda o görüşülüyor ama Mısır bütün bu konularda ayak sürüyor. Bilerek yapıyor bunu. Türkiye’nin gözüne parmağını soka soka yapıyor ki, Türkiye’nin bu duruma düşmemesi lazımdı.

“YARINDEN TEZİ YOK, SURİYE’YLE İLİŞKİLERİN KURULMASI, MÜZAKERELER YAPILMASI LAZIM”

Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad’la görüşmeler açıktan başlamalı mı?

Her şey bakımından yarından tezi yok Suriye’yle ilişkilerin kurulması lazım. Müzakereler yapılması lazım. Suriye bizden ne bekliyor? Pek tabii Suriye’nin de ‘Siz bize bir çok şeyler yaptınız, hepsini affettim.’ diyecek hali yoktur. Çünkü orada milyonlarca Suriyeli, Türkiye’nin izlediği politika nedeniyle öldü, evleri yıkıldı, yakınlarını kaybetti, ülke bir çok sıkıntıya girdi, ekonomik sıkıntıya girdi. Bütün bunlar oldu. Dolayısıyla Suriye pek tabii ki hemen üzerine atlayacak değildir, Türkiye bir açılım yapıyor diye. Ama bu açılımın yarın yapılması öbür gün yapılmasından daha iyidir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram