Yeniden “futbol diplomasisi” başlar mı?

Türkiye ile Ermenistan ilişkilerine dair “İkinci bir şans var mı?” sorusunu sorduğumuzda geçmişi tekrar gözden geçirmek zorundayız. Nereden geldiğimizi anlamazsak, nereye gideceğimizi kestiremeyiz… Yeniden bir “futbol diplomasisi” başlar, Erdoğan Ermenistan’a gelir mi? Belli olmaz bu işler...

ALİN OZİNİAN 16 Ekim 2022 GÖRÜŞ

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin “normalleşme” süreci son yıllarda donmuş durumda. Oysa çok uzak olmayan geçmişte, bu sancılı sürecin çözüleceğine inanılan dönemler olmuştu.

Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinin hemen ardından diplomatlar temaslarda bulunmuş, taraflar çözüme gidebilmek için 25 yıllık süreçte farklı hükümetler ile görüşmelere devam etmişlerdi. Ter-Petrosyan sonrasında Koçaryan ve Sarkisyan dönemlerinde de temaslara devam edilmiş, Viyana’da geçen ikili gizli temasları, Bern’deki görüşmeler takip etmiş, “protokol” taslakları üzerine çalışılmış, neticesinde futbol diplomasisi adı verilecek “Cumhurbaşkanları maçları beraber izliyorlar” dönemi başlamıştı.

Sonra araya İkinci Karabağ Savaş’a girdi. Unutuldu tüm bunlar…

Geçen hafta futbolseverlerin dışında sevmeyenlerin de ilgisini çekecek bir haber düştü. Türkiye EURO 2024 Elemeleri’nde D grubunda Hırvatistan, Galler, Letonya ve Ermenistan ile eşleşti.

Hatırlayanlar olacaktır, Türkiye ve Ermenistan 2010 Dünya Kupası Elemeleri’nde de aynı grupta mücadele etmişti. Ermenistan’daki ilk maç 6 Eylül 2008’de oynandı. Türkiye 5. Grup’taki ilk maçında Ermenistan’ı deplasmanda 2-0 mağlup etti. 14 Ekim 2009’da Bursa’da oynanan rövanş maçında ise Türkiye Ermenistan’ı aynı skorla 2-0 yine mağlup etti.

Dönemi yakından takip edenlerin kulağına o günlerde “Türkiye tarafına, çok atmayın 2 iyidir demişler,” dedikoduları gelmişti. Çünkü o dönem başkaydı, o dönem “normalleşme” hevesi ve planları vardı, bu tutum anlaşılabilirdi…

Bursa Atatürk Stadı’nda 14 Ekim 2009 yılında oynanan maçta Türkiye ve Ermenistan bayrakları birlikte açılmıştı. (FOTOĞRAF: BÜLENT KILIÇ / AFP)

Bursa’daki maçı dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, UEFA Başkanı Michel Platini, UEFA As Başkanı Şenes Erzik de izledi. İki ülkenin yakınlaşmasının heyecanlandırdıkları kişiler için özel, önemli bir dönemdi.

Futbol ile hiç alakam yoktu, sadece bu maç için oyunun temel kurallarını öğrenmiştim ama bu iki maçın davetiyelerini hala saklıyorum… Çünkü bu maçlar başkaydı…

İlk karşılaşmanın başlamasına 10 dakika kala, tribünlerden barışı simgeleyen beyaz güvercinler uçurulmuştu, farklıydı o zaman, Türkiye’nin da taraf olduğu Azerbaycan-Ermenistan savaşları olmamış, bu kadar genç ölmemişti…

Ermenistan’daki maçı da dönemin Cumhurbaşkanı Gül, Hrazdan Stadı’nda izlemişti. Gül karşılaşma sonrası taraftarları selamlayarak stattan ayrılmıştı. Karşılaşmalar o dönemde Türkiye ile Ermenistan arasındaki hayata geçirilemeyen “Protokoller dönemine” rastladığı için süreç “Futbol Diplomasisi” olarak da anıldı.

2023 yılının 25 Mart ve 8 Eylül tarihinde, Ermenistan ve Türkiye yine karşı karşıya gelecek. İlki Ermenistan’da ikincisi Türkiye’de oynanacak maçların!

Déjà vu gibi gerçekten!

Avrupa Siyasi Topluluğu’nun Prag’da düzenlenen ilk toplantısına katılan Erdoğan, Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile bir araya geldi geçen hafta. Söz konusu görüşme, 13 yılın ardından liderler düzeyindeki ilk görüşme oldu.

Cumhurbaşkanlığı’nın Twitter hesabından, Erdoğan ve Paşinyan’ın bir fotoğrafı yayınlandı. Tweette, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısı için bulunduğu Çekya’nın başkenti Prag’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul etti” denildi. Heyetler arasındaki görüşmenin, basına kapalı biçimde gerçekleştirildiği kaydedildi.

Ne konuşuldu? Bilmiyoruz.

Futbol önemliydi, çünkü son lider seviyesindeki görüşme, 2008 ve 2009 yıllarında oynanan Türkiye-Ermenistan futbol maçları çerçevesinde gerçekleşmişti. Gül ve Ermeni mevkidaşı Sarkisyan arasında yaşanmıştı, üst düzey görüşme. Şahitlik eden biri olarak oldukça samimi, oldukça yapıcı olduğunu söylersem yalan söylemiş olmam.

7 Eylül 2008, “Mağlubu olmayan maç” başlığını attığım yazıda şöyle demişim: “Erivan’daki tarihî maçın sadece bir spor müsabakası olmadığına inananlardanım. Sarkisyan’ın Gül’ü davet ederek verdiği pasa Gül çok güzel karşılık verdi, topu taca çıkartmadı. Bu adım sadece Ermenistan politikasıyla ilintili değil, aynı zamanda Kafkas politikasının bir devamı olduğu düşünülürken, karışmış bir Kafkasya’da Türk-Ermeni yakınlaşması ve neden olmasın belki de ileride işbirlikleri çok mantıklı. Yakınlaşmadan rahatsız olanlar mutlaka vardır; ama bu şehir (Erivan) bugün çok mutlu. Futbolcular beraber mücadele etti, cumhurbaşkanları yan yana maçı seyretti, taraftarlar da özgürce kendi bayraklarını salladılar. Kazananlar yan yana gelme cesareti gösteren cumhurbaşkanları ve bundan sonra mutlaka daha iyi ilişkiler kurabilecek Ermeni ve Türk halkları. Kaybedenlerden bahsetmeye gerek yok aslında; ama bu kadar kötümser ve düşmanca tavırlarıyla iki tarafın da milliyetçi duygularını sömürerek bu yakınlaşmanın olmasını engellemeye çalışıp başarısız olanlar maçı boşuna seyrettiler, bu maçı onlar kaybettiler…”

Son cümleden artık emin değilim; protokoller onaylanmadı, normalleşme olmadık sebeplerden sağlanamadı. Belki de “onlar” kaybetmedi.

28 Kasım 2008, “Şimdi umutlu olmalı” yazımda iki Dışişleri Bakanı’nın buluşmasını detayları ile anlatmışım: “İki bakanın yemekten çıkmasını beklerken ikili görüşme talebinin hangi taraftan geldiğini soruyorum, Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin “Ne fark eder ki, önemli olan şu anda beraber içeride konuşuyor olmaları.” demesi, gece sonunda Babacan’ın “İki taraf da ilişkileri normalleştirmek için siyasi iradeye sahiptir.” sözlerinin gündem oluşturmak maksadıyla değil Ermenistan ile ilişkileri normalleşme isteğinin özünde de kabul edildiğinin gösteriyor. Toplantı sırasında herkesin yüzünü güldüren bir başka konu da THY’nin Erivan’a düzenli seferlerinin başlayacağıydı.”

Abdullah Gül’ün 12 yıl başdanışmanlığını yapan Ahmet Sever, “Abdullah Gül ile 12 Yıl” adlı kitabında, Türkiye ile Ermenistan arasındaki “futbol diplomasisi” sürecine ilişkin bir bölüme de yer vermişti.

Gül’ün 2008’de gerçekleştirdiği Erivan ziyaretinin perde arkasından bazı satırbaşlarının anlatıldığı bölüm, bugün Türkiye-Ermenistan protokol sürecinin bilinmeyenlerini ve neden donduğuna dair bazı ipuçları arayanlar için ilgi çekici idi.

“Gül’ün 2008’de gerçekleştirdiği Erivan ziyaretiyle ilgili olarak “Bir resepsiyonda, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, Sayın Gül’ün başdanışmanlarından birine dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u işaret ederek ‘Ermenistan’a gitmeni o da istemiyor’ dedi. Ama o yalnız kalmasına rağmen gitti. Bu süreç protokollere giden yolu açtı.” diyen Sever, Gül tarafından atılan adımların hükümet ve vesayet tarafından “fazla” hatta “yersiz” görüldüğünü anlatmaya çalışmış. Bir anlamda da ilk defa “devletin”, hükümet ve askeri vesayetten daha cesur, sorun çözücü hatta dostça bir tavır sergileyebildiğinden dem vurmuş diyebiliriz.

Tüm bunlar bir anlamda Ermenistan tarafını da cesaretlendiriyordu. Astana’da içeriden veya Diaspora’dan gelecek tepkilere aldırmaksızın Gül ile Türkçe konuşmaya çalışan Sarkisyan hakkındaki karalama kampanyaları yükselirken, Koçaryan’ın “ben olsam Gül’ü Erivan’a çağırmazdım” dediği duyulmuş, Sarkisyan ise buna, “O kendi fikridir, saygı duyarım, bu benim kararım.” diyebilmişti.

Karabağ sorununu Minsk’e bırakmayı ve ABD, Fransa ve Rusya’nın çözüm için aktifleşmesini isteyen Gül’ün yerini, “Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden sınırı açmayız” önkoşulunu her gün tazeleyen bir Türk hükümeti almıştı tekrar. Son yıllarda bu irade savaş destekçisi de oldu.

“… Statükocu anlayışın galip gelmesi ile büyük bir fırsat göz göre göre kaçırıldı, bu sürecin sonunun getirilmemesi Gül’ün en fazla üzüntü duyduğu konulardan biri oldu” diyen kitap, bazı sorulara net cevaplar veremiyordu.

Bu sürecin “baltalanmasının” altında yatan olası fikir ayrılıklarından ve ipin tam olarak nerede koptuğundan bahsetmiyor olsa da sürecin bizzat içinde bulunan bir Cumhurbaşkanı’nın tıkanıklığın nerden kaynaklandığına işaret ediyor olması açısından önemli idi.

“İkinci bir şans var mı?” sorusunu sorduğumuzda bu geçmişi tekrar gözden geçirmek zorundayız. Nereden geldiğimizi anlamazsak, nereye gideceğimizi kestiremeyiz…

Ben bu satırları yazarken, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan: “#Bartın’daki kömür madeni kazasında yakınlarını kaybeden herkese başsağlığı dilerim. Yaralılara acil şifalar.” Dediği twitter paylaşımına mevkidaşı Mevlut Çavuşoğlu’nu da etiketlemiş. Çavuşoğlu da “Bu samimi taziye mesajı için teşekkür etmiş.”

Yeniden bir “futbol diplomasisi” başlar, Erdoğan Ermenistan’a gelir mi? Belli olmaz bu işler…