Muhalefet sandıkta kazansa bile yargıda kaybetme yolunda

Erdoğan’ın seçilebilme kriterlerini dahi tartışmayan bir muhalefetin seçimi kazanmasını ve vatandaşın hakkını korumasını bekliyoruz. Seçim süreci meydanda kazanılıp masada kaybedilen savaşlar misali sandıkta kazanılıp yargıda kaybedilen bir seçim olma yolunda ilerliyor.

SELAMİ ER 09 Ocak 2023 GÖRÜŞ

Muhalefetin olası ve anketlere göre en çok oy alması beklenen cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen Ekrem İmamoğlu’na Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası sonrasında cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağı tartışılmaya başlandı. Mahkeme “31 Martta seçimi iptal edenler ahmaktır” ifadesi nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesi ile bu cezayı verdi.

Kararın siyasi bir karar olduğunda şüphe yok. Zira birçok siyasetçi çok daha sert sözler sarfettiği halde bırakın ceza almayı haklarında soruşturma dahi yapılmıyor. Bu ifadelerin hakaret kapsamına girip girmediği de tartışılır. Ayrıca kararda mahkeme alt sınırdan uzaklaşmış, bunu da Belediye Başkanlığı sıfatı nedeniyle söylediği her sözün Türkiye’de ve yurt dışında basın aracı ile kolaylıkla duyulmasına ve daha önce Ordu Valisi’ne hakaretten para cezası alması ile mevcut davayla ilgili açıklamalarına dayandırmıştır.

Anayasa’nın 101. Maddesine göre ‘Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından’ seçilebilmektedir. Alınan hapis cezası ise Anayasa’nın 76. maddesinde belirlenen milletvekili seçilebilme şartlarına aykırı bir durum.

Alınan ceza kesinleşmediği için henüz adaylık için engel değil, ancak devam eden yargı süreci Demoklesin kılıcı gibi İmamoğlu’nun tepesinde durdukça aday gösterilmesi artık makul görünmüyor. Yargının tamamen iktidar kontrolünde olduğu bir ortamda bu riski kimse almak istemez.

Erdoğan daha önce yargı eli ile Demirtaş gibi muhaliflerini etkisiz hale getirme ve cezalandırma stratejisini bir çok defa denemiş ve sonuç almıştı. Bu defa karşısında aday olarak görmek istemediklerini de yargı eli ile tasfiye etmektedir. Bu yol onun açısından daha temiz bir yöntem.  Çünkü ben değil, yargı karar verdi diyerek işin içinden sıyrılmakta ve maşa haline getiriği yargıyı kullanmaktadır. Önümüzdeki seçim adeta takımlardan birinin kendi oyuncuları dışında hakemleri, seyirciyi, stat yönetimini, haber kanallarını ve karşı tarafın oyuncularını da belirleme yetkisi olan bir spor müsabakasına benziyor. Ne diyelim, böyle demokrasi her kula nasip olmaz!

Umarız bu durum başkalarının hakları ihlal edilirken, örneğin onbinlerce kamu personeli KHK’lar ile ihraç edilirken ‘suçlu değilseniz mahkemeden döner’ açıklaması yapan, KHK’lılara yönelik vaatlerini beraat edenler ve hakkında soruşturma olmayanlar ile sınırlayan, HDP’liler hakkında yargıdan umut bekleyen muhalefetin Türkiye’de uzun bir süredir bağımsız ve tarafsız bir yargının, mahkemenin kalmadığını anlamasını sağlar.

Cumhurbaşkanı seçilebilme yeterliliğine geri dönecek olursak, Erdoğan’ın gerçek bir hukuk devletinde aday olabilme ihtimali İmamoğlun’un aday olabilme ihtimalinden daha zayıftır. Öncelikle diploması tartışmalı Erdoğan, mezuniyetini ispat edemez ise  ‘yükseköğrenim’ şartı nedeni ile zaten aday olamamalıdır.

İkinci olarak Anayasa’nın 101. Maddesine göre bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Erdoğan ise halihazırda iki defa cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. İktidar kanadındakiler bu açık Anayasa hükmüne karşı  Erdoğan’ın önceki cumhurbaşkanlığının parlamenter sistemde olduğunu ve 2017 yılında Anayasa değişmeden önce seçildiğini ve bu nedenle maddenin kapsamına girmediğini iddia ediyorlar. Ancak bu yorumun muteber olması için Anayasa değişikliğinde geçici madde ile bunun izah edilmesi gerekirdi. 2017 yılında yapılan değişiklikte ise böyle bir geçici madde yok.

Benzer bir sorun 2014 cumhurbaşlanlığı seçimleri öncesinde de yaşanmıştı. 2007 yılında yapılan referandum ile Anayasa değiştirilmiş ve cumhurbaşkanının 5 yıllığına halk tarafından seçilmesi sistemi getirilmişti. 2007 Anayasa değişikliğinde de mevcut cumhurbaşkanının durumu geçici maddede düzenlenmemiş ve bir boşluk bırakılmıştı. Aslında Erdoğan bu tür boşlukları bilerek bırakmakta ve ilerideki koşullara göre bu boşluğu kendi ihtiyacına/isteğine göre elindeki yasama ve yargı gücü ile doldurmaktadır.

2014 seçimlerinde önceki sistemde seçilen ve 7 yıl görev yapan Abdullah Gül, bu defa muhalefet tarafından Erdoğan’a karşı aday yapılmak istenmiş, ancak Erdoğan taraftarları Gül’ün yedi yılığına tek sefer için seçildiğini ve tekrar aday olamayacağını ifade etmişlerdi.

Çok detayına girmeden hatırlatacak olursak, 6271 sayılı Kanun ile Gül’ün adaylığını Erdoğan engellemiş, ardından Anayasa Mahkemesi’nin CHP’nin başvurusu üzerine verdiği karar ile Gül’ün tekrar seçilebilmesini mümkün hale gelmişti. Ancak daha sonra Genelkurmay Başkanı Akar’ın helikopter ile Gül’ü ziyareti gerçekleşmiş ve Gül adaylıktan vazgeçmişti. Muhalefet de ‘ekmek için Ekmelddin’ hamlesi ile iktidarın ekmeğine yağ sürmüş ve seçimi ciddi bir oy farkı ile kaybetmişti.

Bugün durum o günden daha beter bir halde. Zira o zaman Erdoğan yasamayı ve yürütmeyi kontrol edebilse de yargı henüz tam güdümüne girmemişti ve Anayasa Mahkemesi istemediği bir karar verdiğinden Akar’ı kullanmak zorunda kalmıştı. Bugün ise Erdoğan’a hayır diyebilecek bir mahkeme kalmadı.

Sonuç olarak İmamoğlu hakkında verilen kararın kesinleşmesi halinde aday olamazken, Erdoğan gerek diploma ve gerekse iki dönem şartı nedeni ile şekli hukuk göz önünde bulundurulduğunda hali hazırda adaylık kriterlerini taşımamaktadır. Ne var ki muhalefet bunu dillendirebilecek, bunun üzerinden muhalefet yapabilecek bir durumda değil. Diploma konusu çoktan unutuldu. İki dönem şartını da muhalefet ağzına alamıyor. Buna gerekçe olarak da Erdoğan’a bir defa daha mağduru oynama şansı vermemeyi gösteriyorlar. Aynı zamanda Erdoğan’ın hışmından duyulan korku da (Demirtaş gibi bir örnek ortada dururken) buna engel olabilir. Hoş zaten bunu dile getirseler ve gerekli başvuruları yapsalar da ne Yüksek Seçim Kurulu ve ne de Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir kararı verme ihtimali bulunmuyor.

Ancak sebebi ne olursa olsun Erdoğan’ın seçilebilme kriterlerini taşımadığını gündeme dahi getiremeyen bir muhalefetin seçimi kazanabilme becerisi göstermesini ve kendi haklarını savunmaktan acizken vatandaşın hakkını iktidara karşı korumasını bekliyoruz. Buna karşın muhalefet, iktidarın kendi kendini bitirmesini beklemeyi strateji olarak benimsemiş görünüyor.

Erdoğan’ın şekli hukuka göre bir defa daha aday olabilmesinin Anayasaya göre bir başka yolu daha var. Anayasanın 116. maddesine göre ‘Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.’ Ancak bunun için meclisin beşte üçünün oyu gerektiğinden daha zor bir yol. Halihazırda Erdoğan’ın buna ihtiyacı da yok. Zira adaylık şartlarını taşımadığı tartışma konusu dahi yapılamıyor.

Bu satırların yazıldığı sırada AYM’nin HDP’nin devlet yardımı yapılan banka hesabına tedbiren bloke konulması yönünde kapatma davası kapsamında bir ara karar aldığı haber kanallarına düştü. Kapatma davası iddianamesi ile ilgili olarak yaklaşık iki sene önce ‘Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar, Erdoğan ve iktidarının bu davanın arkasında ne kadar duracağı ve ne kadar baskı uygulayacağına, o günkü konjonktüre ve belki de bunun başka bir meselede siyasi pazarlık olarak kullanılıp kullanılmayacağına bağlı olacaktır.’ şeklinde yorum yapmıştım. Gerçekten önümüzdeki seçim süreci meydanda kazanılıp masada kaybedilen savaşlar misali sandıkta kazanılıp yargıda kaybedilen bir seçim olma yolunda ilerliyor.