Londra’yı satın alan Putin, Ankara’yı satın alamadı mı?

Rusya'nın para aracılığıyla Batılı ülkelerde etki ettiği kişi ve kurumların isimleri artık sık sık uluslararası basında geçmektedir. Putin rejiminin istihbari operasyonlar için etkinliğini genişletme amaçlı benzer faaliyetlerde Türkiye'de de bulunmakta olması rahatlıkla tahmine müsaittir.

ÖMER MURAT 30 Mart 2022 HABER ANALİZ

İngiliz futbol klübü Chelsea’nin sahibi olmasıyla ünlenen Rus işadamı Roman Abramoviç’in Ukrayna ve Rusya arasındaki barış müzakerelerinde kritik bir rol oynadığının ortaya çıkması, “oligark” olarak adlandırılan Rus milyarderlerin ve Batı’da kurdukları özel ilişkilerin daha fazla tartışılmasına yol açtı. Bu hassas konuyu daha önce The New York Times, The Washington Post ve The Financial Times gazetelerinde çıkan makaleler çerçevesinde üç yazıda ele almıştım.

Bu kez ABD’nin itibarlı bir başka yayın organı olan The New Yorker da “Putin’in oligarkları Londra’yı nasıl satın aldı?” şeklinde çarpıcı bir başlıkla uzun yeni bir makale çıktı. Gerek bu yazıda, gerekse konuyu ele alan diğer makalelerde başlıca iki kitaptan ve yazarlarıyla yapılmış söyleşilerden istifade ediliyor. Bunlardan ilki, 2007-2013 yılları arasında Rusya’da The Financial Times gazetesinin muhabiri olarak bulunmuş Catherine Belton’un 2020’de yayınlanan “Putin’i Adamları” adlı kitabı… Diğeri ise Rusya uzmanı İngiliz gazeteci Oliver Bullough’un yeni basılan “Dünyanın Başkahyaları: İngiltere, Dünyanın En Kötü İnsanlarının Kara Para Aklamalarına, Suç İşlemelerine ve Her Şeyden Yakayı Sıyırmalarına Nasıl Yardımcı Oluyor?” başlıklı kitap…

İNGİLTERE’NİN DÜNYADA KENDİSİNE YENİ BİR ROL ARAYIŞI

ABD’li devlet adamı Dean Acheson’ın 1962’de İngiltere için söylediği “bir imparatorluk kaybetti ama henüz kendisine dünyada bir rol bulamadı” sözünü hatırlatan Bullough’a göre bir süredir artık böyle bir sorun kalmadı: İngiliz elitleri dünyada önde gelen bazı otokrasilerin yolsuz elitlerine, kirli paralarının hiçbir sıkıntı çekmeden aklanarak uluslararası finansal piyasalarda en az vergiyle yatırıma dönüştürülmesi, İngiltere’de pahalı emlak alınması, çocuklarının prestijli okullara kaydettirilmesi gibi hizmetler veriyor. Bullough bunu İngiliz asilzadelerinin malikanelerini yöneten, tüm hizmetçilerin başı konumundaki “Başkahyalık” görevine benzetiyor. İngiliz İmparatorluğu’nun tarihini özetleyerek “Oligarklar bizdik. Artık başka ülkelerden para çalmıyoruz. Sadece hırsızlık yapanlara yardım ediyoruz. Kleptokrasilerin yolsuz elitlerinin başkahyalığına soyunmuş durumdayız.” diyor.

Roman Abramoviç

Belton üç farklı kaynağa dayandırarak Abramoviç’in Chelsea futbol klübünü Putin’in talimatıyla aldığını belirtiyor. Kendisiyle bir süre çalışmış biri Belton’a Abramoviç için “O Putin’in temsilcisidir” demiş. Kremlin İngiliz toplumunda saygınlık kazanmanın yolunun, halkın en sevdiği spor dalı üzerinden gerçekleştirilebileceğini doğru şekilde hesaplar. Putin’in hedefi böylece İngiltere’deki Rus etkinliği için bir köprübaşı kurmaktır, sadece İngiliz eliti değil, halkına da etki etme gücüne kavuşulacaktır. Nitekim geçen hafta Chelsea taraftarları, stadyumda “Abramoviç, Abramoviç” diye tezahürat yaparak yaptırımlar yüzünden görevini bırakmak zorunda kalan kulüp başkanlarını sahiplendiler. Bu durum, Kremlin’in stratejisinin ne denli başarıya ulaşmış olduğunu gösteriyor.

Putin bu adımları atarken İngiliz elitleri bundan habersiz miydi? Pek değil… Hatta hiç değil… Belton Putin’e bağlı oligarkların ülkenin siyasi, ekonomik ve hukuk sistemine nüfuz etmesine İngiliz yönetici elitinin sadece seyirci kalmadığını, onlara ayrıca yardımcı da olduğunu belirtiyor.

LONDRA’NIN KAPILARI KLEPTOKRASİYE ARDINA KADAR NASIL AÇILDI?

Bullough bir kaç yıldır Rus oligarkların Londra’daki malikanelerini ve diğer emlakını gösterdiği “kleptokrasi turları” düzenliyor. Kleptokrasi muazzam yolsuzluklardan elde edilen paraya dayanan siyasi rejimlere deniyor. (Bir diğer örneği Erdoğan kleptokrasisi…) İngiltere’nin bu tür kleptokrasilerden akan yolsuz zenginliği çekmek için yıllardır aktif bir çaba içinde olduğunu, böylece “dünyanın en kötü bazı insanlarının” kendisiyle iş yapmasını cazip hale getirdiğini söylüyor.

Londra finansal merkezinin uzaktan görünüşü

Eğer İngiltere’de iki milyon sterlin kadar yatırım yaparsanız size hemen oturum vizesi veriliyor, bunu 10 milyona çıkartırsanız bu vize daimi hale getiriliyor. The Economist, Londra’yı “tehlikeli Rus serveti için boş bir kova” olarak tanımlıyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün derlediği bilgilere göre, yolsuzlukla veya Kremlin’le bağlantılı olmakla suçlanan Ruslar, İngiltere’de en az 1,5 milyar sterlin değerinde mülk satın aldı. Çok daha yüksek olduğundan şüphe duyulmayan gerçek rakamı kesin olarak tespit etmek ise neredeyse imkansız, çünkü bu işlemlerin çoğu farklı yollarla gizlenmiş durumda… Bullough “trilyonlarca sterlinin” offshore hesaplar açılması gibi yöntemler kullanılarak aklandığından bahsediyor. İngiltere’nin kendi Ulusal Suç Ajansı’na göre İngiliz bankaları ve yan şirketleri aracılığıyla her yıl yüz milyarlarca sterlini bulan uluslararası suç parası aklanıyor. İngiliz Parlamentosu’nun İstihbarat Komitesi Londra’yı yasadışı Rus parasının “aklama makinesi” olarak tanımladı. Dış İlişkiler Komitesi ise 2018 tarihli raporunda, Rus lider ve müttefiklerinin Londra’da servetlerini rahatça saklayabilmelerinin Putin’in Moskova’daki işlerini kolaylaştırdığını belirtti.

Putin’in geçtiğimiz yıllarda attığı her provokatif adım sonrası, İngiliz siyasetçileri ve uzmanları Londra’nın Rus liderin işbirlikçisi gibi hareket ettiğini ve bunu düzelteceğini ilan ettiler, ama hiç bir şey değişmedi. Bu hadiselerden en bilinenlerden biri şu: Rusya’nın Çeçenistan’da işlediği insanlık suçlarını araştıran Rus gazeteci Anna Politkovskaya 7 Ekim 2006’da (Putin’in doğum gününde) evinin asansöründe vurularak öldürüldü. Yine Putin’e muhalif görüşleri ile tanınan eski Rus istihbaratçı Aleksandr Litvinenko bu cinayetin faillerini ortaya çıkarmak için araştırmalara başladı. KGB’den eski arkadaşları bu olayla ilgili kendisine bilgi vermek istediklerini söyleyip onu 1 Kasım 2006’da Londra’da bir barda buluşmaya ikna ettiler. Litvinenko görüşme sonrası evinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı ve yirmi gün sonra öldü. Rusya’da üretilen polonyum-210 isimli radroyaktif bir maddeden zehirlendiği anlaşıldı. Zehir önce bardaki görüşmede Litvinenko’nun içeceğine, daha sonra otelde devam eden görüşmede de çayına eklenmişti. Hem Rusya’da, hem Londra’da iki ciddi muhalifini bu şekilde ortadan kaldırdığından şüphelenilen Putin daha sonra 2014’de Kırım’ı ilhak etti.

Kirli paralarını aklayarak Londra’yı mesken tutan milyarderlerin şehrin en lüks alışveriş merkezlerinden Harrods’a olan ilgisi biliniyor.

BuzzFeed News tarafından yapılan bir soruşturmaya göre, ABD istihbaratı, İngiliz topraklarında Rus mafya grupları veya gizli servisleri tarafından en az on dört kişinin öldürüldüğüne inanıyor, ancak İngiliz yetkililer şüphelilere yönelik herhangi bir soruşturma açmadı. Bunun yerine, rahatsız edici bir sıklıkta bu tür ölümlerin intihar olduğu sonucuna vardı.

Peki İngiliz yönetici eliti neden bu konunun üzerine gitmiyor? Rus oligarklar Muhafazakar Parti’ye milyonlarca sterlin tutarında bağışlarda bulundular. Şirketlerinin yönetim kurullarına yüksek maaşlarla İngiliz lordlarını aldılar. Bir Rus kodaman, Belton’a şunları söylemiş: “Londra’da para herkesi satın alır. Herkes ve her şey satın alınabilir. Ruslar Londra’ya İngiliz siyasi elitini yolsuzlaştırmak için geldi.”

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAK YERİNE OLİGARKLARIN SOPASINA DÖNÜŞEN HUKUK

Diğer yandan bu Rus oligarklar İngiltere’nin en önde gelen hukuk firmaları ve avukatlarıyla çalıştıklarından, haklarında çıkan her türlü iddiayı mahkemelere götürerek, bunları yayınlayan medya organları ve yayınevlerinin tabiri caizse “analarından emdikleri sütleri burunlarından getirmektedir.” Bu avukatlara saat başı ödenen ücretin 1500 sterlini (yani saati yaklaşık 30 bin TL’yi) bulduğu belirtiliyor. Örneğin Belton’ın kitabı yayınlandıktan sonra başta Abramoviç olmak üzere beş Rus milyarder kendisini dava etmiş. Tam bir organize saldırıya geçmişler. Bu yayınların saygın kişiliklere yönelik hakaret olduğu iddiasıyla açılan davalar o kadar korkutucu ve yıldırıcı ki, Belton’ın kaybetmesi halinde evini satarak, üzerine de tüm tasarruflarını ekleyerek tazminat olarak ödemesi gerekecekti. Nitekim sonunda büyük tavizlerde bulunmaya mecbur kalarak Abramoviç’le anlaşma yoluna gitmiş: Talep ettiği değişiklikler ve eklemelerin büyük bölümü kitapta yapılmış ve Belton’ın Rus milyarderden özür dilediğine dair bir açıklama yayınlanmış. Davayı takip eden bir İngiliz gazeteci (Nick Cohen) şu tespiti yapıyor: “Oligarklar İngiltere’de gerçeği, Putin’in Rusya’da yaptığı kadar rahat manipüle edebiliyor.”

İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın lideri olduğu Muhafazakar Parti’nin yılllık konferansından… Rus oligarkların partiye milyonlarca sterlin bağışta bulunduğu belirtiliyor.

Kirli servetlerini aklamak isteyen milyarderler önce İngiltere’de güzel bir malikane satın alıyor, sonra bir halkla ilişkiler (PR) firması tutuyor ve bir “hayır vakfı” kuruyor. Bu firma İngiliz parlamenterlerle teması sağlıyor, bu temaslar sayesinde bazı İngiliz parlamenterler söz konusu hayır kurumunun yönetim kuruluna adlarını yazdırıyorlar. Sonra Londra’nın meşhur mekanlarından birinde bu vakfın bir faaliyeti organize ediliyor. Böylece milyarder İngiltere’de saygın bir işadamına dönüşüyor, üniversitelere yapılan bağışlar da bir başka popüler yöntem… İngiliz toplumu tarafından bu şekilde saygın biri olarak tanındıktan sonra, artık hakkınızdaki haber ve kitapları “saygınlığınıza leke düşürdüğü” gerekçesiyle mahkemelerde dava edebilme konumuna erişiyorsunuz.

Yayınevlerinin bu davalardan korktukları için Rus oligarklara ilişkin bazı kitapları yayınlamaktan imtina ettiği de biliniyor. Kitabı bu yüzden yayınlanmayan bir yazar bu durumu “önleyici kitap yakma” olarak nitelendiriyor. Bu işlerle uğraşan meşhur bir İngiliz avukat internet sitesinde kendisini şöyle tanıtıyor: “Müşterileriyle ilgili birçok makalenin yayınlanmasını, genellikle bir telefon görüşmesi veya mektup yoluyla engellemiştir.” Rus milyarderlerin İngiliz hukuk sistemini bu şekilde istismar ederek aleyhlerinde yayın yapılmasını engelledikleri bilinmesine ve bundan pek çok kişi şikayet etmesine rağmen bunu önlemek için hiçbir adım atılmadı. Bir İngiliz milletvekili (Bob Seely) gelinen durumdan şöyle şikayet ediyor: “Özgür bir basın, kleptokratları ve suçluları korkutmalı. Kleptokratların, suçluların ve oligarkların özgür medyayı korkuttuğu bir toplum haline gelmeye nasıl müsaade ettik?”

Ulusal Suç Ajansı kirli paraya yönelik neden daha aktif bir tutum takınmadığına ilişkin eleştirilere yeteri kadar bütçeleri olmadığını söyleyerek yanıt veriyor, ajansın müdürü “bunlar zengin insanlar, en iyi avukatları tutuyorlar” diyor.

Oleg Deripaska adlı bir oligark (daha sonra pişman olup, şaka yaptığını söylese de) bir keresinde şu itiraflarda bulunur: “Kendimi (Rus) devletinden ayıramam. Benim başka bir çıkarım yok. Eğer devlet bize bırakmamızı söylerse, biz de bırakırız.” (Deripaska’nın Londra’daki lüks malikanesi Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini protesto eden bir grup tarafından kısa süre işgal edildi.)

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını protesto eden bir grup, Putin’e yakınlığıyla bilinen milyarder Oleg Deripaska’nın Londra’nın Belgrave meydanındaki lüks malikanesini işgal ederek binanın Ukraynalı mültecilerin kullanımına açılmasını istedi.

İNGİLİZ YÖNETİCİ ELİTİ BAŞKAHYA DEĞİL GÖZYUMAN LORD

Bullough her ne kadar ülkesini “başkahyalık” yaptığını söylerek eleştirse de gerçekte İngiliz yönetiminin o kadar zayıf ve çaresiz olduğundan bahsedilemez. Rus oligarklar malikanenin lordu değildir, sadece lordun göz yumması nedeniyle başkahya her türlü işlerini görmektedir. Yani lordun başkahyaya artık hizmetlerini sonlandırması ve suç teşkil eden eylemleri hemen polise bildirmesi talimatını verdiği anda tüm Rus oligarkların kapana kısılmış halde kalacaklarına hiç şüphe yoktur.

Nitekim Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi halinde İngiltere’de işlerin kendisi için zora gireceğini fark eden Abramoviç, daha Belarus’taki ilk görüşmelerden başlayarak iki ülke arasındaki müzakerelerde Rus tarafını temsilen aktif bir rol aldı. Belton’ın kitabındaki “Putin’in temsilcisi olduğuna” dair cümleyi avukatının tehditleriyle çıkarttıran Abramoviç’in barış müzakerelerinde Rus tarafını temsil ettiği Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov tarafından doğrulandı.

İngiliz hükümeti 10 Mart tarihinde açıkladığı kararlarla Abramoviç dahil bazı önde gelen Rus oligarkları yaptırım listesine alsa da, Bullough’a göre bunlar yeterli değil, bu kısıtlamaları atlatmak için hala pek çok yol mevcut… Kirli para İngiliz yaşamının öylesine mütemmim cüzü (ayrılmaz parçası) olmuş durumda ki, yine İngiliz Parlamentosu’nun 2020 tarihli raporuna göre bu düğümü çözmek mümkün değil. İngiliz elitleri üzerine gitmeleri halinde kirli paranın başka ülkelere kaçmasından, bundan Brexit’in getirdiği ekonomik çalkantılarla boğuşan İngiliz ekonomisinin olumsuz etkilenmesinden endişe ediyor. “Ya İngiltere dünyada yine kendisine rol bulamadığı bir hale düşerse?”

Rus oligarkların lüks evler almak için ilgi gösterdiği Knightsbridge bölgesinde park halindeki lüks araçlar…

TÜRKİYE’DEKİ RUS ETKİNLİĞİNİN BOYUTLARINI ARAŞTIRABİLMEK, YAYINLAYABİLMEK MÜMKÜN MÜ?

Bu konuyla ilgili haberlerde, Rusya’nın para aracılığıyla ilgili Batılı ülkede etki ettiği kişi ve kurumların isimleri sık sık geçmektedir. Putin rejiminin istihbari operasyonlar için etkinliğini genişletme amaçlı benzer faaliyetlerde Türkiye’de de bulunmakta olması rahatlıkla tahmine müsaittir. Görüldüğü üzere, iki İngiliz gazeteci karşı karşıya kaldıkları ciddi risklere ve engellemelere rağmen, yayınevlerinin de desteği sayesinde, ülkelerinin kirli çamaşırlarını döken eserler ortaya koymayı başarmışlardır. Batı basınında daha önce yeteri kadar yer bulamayan bu konulara şimdi geniş şekilde yer verilmektedir. Türkiye’de farklı Batılı kuruluşlardan kimlerin ne tür mali yardımlar (sponsorluklar) aldığı sık sık gündeme gelip, belirli çevrelerce buna tepki gösterilirken, aynı tavrı Rus etkinliği için görmememiz sanırım Putin rejiminin bu işleri ne denli başarıyla yürüttüğünün de açık bir göstergesidir. Türkiye’deki benzer Rus faaliyetlerine ilişkin bazı ipuçları ortaya çıkmakla birlikte, bunların ayrıntılarını ve boyutlarını araştırabilecek gazetecilerin ülkede kaldığından bahsetmek zordur.

Türkiye’nin resmen aday ülke olduğu, uluslar üstü bir örgüt olan ve tüm yardımlarını açıktan, hangi hedefler doğrultusunda olduğunu belirterek yapan Avrupa Birliği’nin verdiği sponsorlukları bile mesele yapanların, iş üç yüz yıldır Türkiye’yle stratejik rekabet halindeki komşu bir devletin gizlice yürüttüğü etkinliğini yayma faaliyetlerine gelince sus pus olmaları manidardır. Eğer Türkiye’de iktidardan bağımsız bir basından eser kalmış olsaydı, bugün “soğukkanlılıklarını” kaybederek Putin’in Ukrayna’ya saldırısını meşrulaştırmak için günaşırı olmadık argümanlar ileri sürenlerin “duygusal” bağlantılarına ilişkin daha fazla bilgi sahibi olmayı ummak belki mümkün olabilirdi.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat