Lebon Pastanesi ve adliyede biten aşklar

İlişkilerin masumiyetlerini daha uzun muhafaza edebildiği, her ilkin büyük heyecan yarattığı; bir eli tutmanın müthiş bir mutluluk, bir tatlıyı paylaşabilmenin eşsiz bir beraberlik hissi bahşettiği dönemler ve kapanan Lebon Pastanesi…

ALİN OZİNİAN 30 Ekim 2022 GÖRÜŞ

Telefonun ellerde olmadığı bir dünyada, söz verildiği o gün, o saat, o dakika buluşulan mekânlardı pastaneler.

Bakışılan, uzun uzun bakışılan, uygun bir anda yapılan bir davetin kabulü ile bir tabak tavukgöğsüne birlikte kaşık atılan yıllar.

“Konuşma” teklifi kabul edildiği an hemen sevgili olunan, şimdiki gibi deneme sürümü flörtlere; ruhların, tenlerin, egoların buluşmalarına, akabinde yaşanacak savaşlara fırsat verilmeyen zamanlar…

Hesabı kim öder? “sorununun” yaşanmadığı, erkeklerin daha centilmen, kadınların daha “hanım” olduğu, belki de herkesin daha “kendi” olduğu günler…

İlişkilerin masumiyetlerini daha uzun muhafaza edebildiği, her ilkin büyük heyecan yarattığı; bir eli tutmanın müthiş bir mutluluk, bir tatlıyı paylaşabilmenin eşsiz bir beraberlik hissi bahşettiği dönemler…

“Sevgiler daha gerçekti o zamanlar” deniyor. Gerçek de sevgi de derin konu. Oysa, bu yazı büyük şehirlerin eski süsleri pastaneleri hakkında.

Vitrinlerinde pırıl pırıl jöleli meyveli tartlar, ballı pastalar, eklerler, profiteroller, çikolatalar, kadife kutular; ay çörekleri, paskalya çörekleri, acıbademler, un kurabiyeleri, çeşit çeşit tuzlular ve tabi ki pastalar… Hepsinin cazibesi, hikayesi ve lezzeti farklıdır.

Helva, lokum, şerbet, baklava, kadayıf, hatta sütlü tatlılar coğrafyanın gastronomi kültüründeki kadim menümüze ait olduklarından, kendilerinden çok söz ettirdiler. Tanzimat sonrası batılılaşma hareketi ile 1800’lü yılların ortalarından itibaren, pastaneler İstanbul’da “gözükmeye” başladılar.

Pastane kültürü, önemli ilklere sahne olan Pera’da (Beyoğlu) can buldu. Geçmişte pek çok çiftin ilk buluşma yeri olan pastaneler ve pastane kültürü, levantenler, gayrimüslimler ile Rusya ve Polonya’ya iş için giden nüfusun geri dönüşüyle beraber İstanbulluların hayatlarına girdi.

Hem tatlara hem aşklara hem de tarihe tanıklık eden pastanelerin çok az bir kısmı hala İstanbulların hayatında… O azlar da yavaş yavaş tükeniyor.

Şehrin ünlü pastanelerinden konu açılınca ilk akla gelenler Markiz, Lebon, Nisuaz, Baltzer ve Savoy kuşkusuz. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi, onlar, Ali Muhiddin ve Hacı Bekir türevi klasik “tatlıcılardan” olmadılar.

Şehre verdikleri “tat”, tatlıcılık ile sınırlı değildi. Pastaneler, bazı çevrelerin uğrak mekânı haline geliyor, şehrin çehresinde hak ettikleri yeri alıyorlardı. Yemekten ziyade paylaşım mekânları oluyorlardı.

Geçen hafta bir haber düştü, “İstiklal Caddesi’ndeki Lebon Pastanesi de kapanıyor” başlığı ile. Açıldığı günden bu yana Beyoğlu’nun farklı noktalarında hizmet veren pastane, bu kez 36 yıl boyunca hizmet verdiği dükkânda ticari hayatını sonlandırıyor. Sebebi ise basit: Ekonomik sıkıntılar.

Yüksek kiraların ödenememesi, bana bu mekanların artık revaçta olmadığı gerçeğini hatırlatıyor. Kitlesel anlamda “sevmediğimiz”, “keyfini çıkaramadığımız” yerler bu sıkıntıyı çekiyor, İstiklal caddesinde kapanan ve kapanmak zorunda kalan diğer mekanlar gibi…

Lebon Pastanesi kapanırken, tarihine göz atmak, nereden geldiğimiz, nereye gittiğimizi anlamak için önemlidir.

Beyoğlu İstiklal Caddesinde 19. yüzyıldan bu yana faaliyet gösteren Türkiyenin ilk pastanesi Lebon Pastanesi, 31 Aralık 2021 tarihinden kapanıyor. (Fotoğraf: Şafak Hacaloğlu)

1850’lerde kurulmuş olan Lebon Pastanesi, aslında sadece bir pastane değilmiş. İstanbul’un en ünlü davet, balo, şekerci, çay salonu ve lokanta mekanlarından biri olarak anılıyormuş.

Hatta o dönem ve sonrasında hafızalardan silinmeyecek “Chez Lebon, tout est bon” yani “Lebon’da her şey iyidir”, dillere pelesenk olan bir sloganmış.

Lebon ilk önce, Cafe De Saint Petersburg ismi ile Charles Bourdon tarafından Rus sefaretinin karşısında kurulmuş. Pastaları ile meşhur olan Charles Bourdon, Vallaury Ailesi’nin pastanesinde çalışan Edouard Lebon’u ortak olarak alır ve şirketin adı Confisserie et Patisserie de Saint Petersbourg C. Lebon et Bourdon olarak değişir.

Osmanlı sarayına hizmet veren pastane, zamanla meşhur olur. Ortaklardan Charles Bourdon’un 1903 yılında vefatıyla diğer ortak Edouard Lebon pastaneyi işletmeye devam eder.

Lebon Pastanesi’nin, Fransız drajeleri, bonbonları, şarapları damakları etkilerken, garsonları ve hizmet kalitesi, Alexandre Vallauri tarafından tasarlanmış iç mekân dizaynı ile de şehrin çarpıcı mekanlarından biri olmuş.

1920’lerde Avrupa’dan getirtilen “Art Nouveau” fayans duvar panoları… Limoges ve Havilland porselenleri… Degugis kristallerinin ve Christofle yemek takımları…

Özlediğimiz ve belki de İstanbul’da bir daha bulamayacağımız zarafet…

Mösyö Lebon’un 1937’deki ölümünden sonra pastanenin yönetimini yardımcısı Kostas Litopoulos 1970’lere kadar sürdürür.

Fransızlara özgü “Cafe” geleneğinin ilk örneği olan Lebon Pastanesi’nin, Namık Kemal ve Ziya Paşa’dan başlayarak Servet–i Fünuncuları, Fecr–i Aticileri ve daha sonra çağdaş edebiyatçıları ağırlayan başlıca yerlerden biri olduğu söyleniyor.

Lebon’a bir dönem şapkasız beyefendi ve hanımefendilerin giremediği rivayet ediliyor. Beyoğlu’nu anlatanlar bu tanımlamayı o yıllar için sıklıkla ifade ediyor…

Salah Birsel’in, “Sabah keyfi yapanlar, öğle yemeklerini burada yiyenler, Beyoğlu’nda alışverişe çıkan kadınlar ve mekânı edebiyat mahfiline çevirenler” diye dörde ayırdığı müdavimleri ile meşhur Lebon Pastanesi, Şark Aynalı Çarşısı’nın altında 1941 yılına kadar hizmet vermiş.

Lebon Pastanesi, Passage Oriental’da 1940 yılına kadar yerini koruyabilmiş. Daha sonra ise Kumbaracı Yokuşu’ndaki yeni mekanına taşınınca da yerini Markiz Pastanesi’ne devretmiş. Markiz Pastanesi, ünüyle Lebon Pastanesi’ni unutturup Pera’nın vazgeçilmez pastanesi ve buluşma mekânı olarak anılmaya başlanmış.

Avedis Ohanyan Çakır tarafından işletilen pastaneye, ürettiği çikolata ve şekerlemeleri Paris’teki meşhur “Marquise de Sevigne” kalitesinde sunmak istediği için mekâna “Markiz” adı verilir. Şehrin üst ve orta sınıf çevrelerini tatmin eden hizmet anlayışı, nefis tatlı, yemek ve çikolatalarıyla da yıllarca yerini muhafaza eder. Ancak 1980’lere gelindiğinde içinde bulunduğu Şark Aynalı Çarşı Pasajı, bir otomotiv şirketine satılınca kapanır. Kaderine terk edilen mekân, 2003’te restore edilip yeniden açılır. 2016 yılına gelindiğinde ise yeniden kapanır.

Kısaca, 1985 yılında İnci Pastanesi’nin eski ustalarından Şakir Ekinci ve akrabası Cengiz tarafından İstiklal Caddesi’nin sonunda bulunan Hidivyal Palas’ın giriş katında kurulan pastane de tarihe karışıyor…

Pastane, 29 Ekim’de kepenkleri kapatacak. Cama asılan kapatılma ilanı benim canımı çok yaktı…

“Art Nouveau” fayans duvar panoları ile başlayan ışıltılı bir maceranın, A4 kâğıtta biten hazin sonu…

Bazı pastane aşklarının can acıtan finali gibi; bir tatlıyı paylaşmanın mutluluğunun, soğuk adliye koridorlarındaki boşanmaya dönüşmesi kadar kırıcı…