Hozan Canê ve minik Yusuf Kerim

Devlet suçlarına son dönemde yenilerini ekleniyor. Hedef kitlesi geniş, yok edici, çok acımasız; etkisinin yıllarca, nesillerce süreceği suçlar bunlar…

ALİN OZİNİAN 15 Ocak 2023 GÖRÜŞ

Türkiye’de insan hakları ihlalleri, cezaevi koşulları, işkence hakkında az sayıda da olsa yayınlanan haberleri ve raporları okuyor, bu muamelelere maruz kalanları dinlemeye, duymaya çalışıyoruz.

Geçen hafta Kronos’ta yayınlanan Kürt sanatçı Hozan Canê ile Selahattin Sevi’nin yaptığı söyleşiyi izlediğimde aslında bilmediğimiz, duymadığımız daha çok şey olduğunu anladım.

Hozan Canê’nin anlattıkları oldukça sarsıcıydı. Sadece kendi yaşadıkları değil, “Burada Kürtlerin koğuşu yok, bir koğuş var, FETÖ’cüler yatıyor. Onların yanına veririz ama onlar o gece seni öldürürler…” deyip, ancak kendisine imzalatılan “bu koğuşta ölürse sorumluluk kendisinindir” belgesinin ardından kaldığı “FETÖ koğuşu”nun detayları da can yakıcı.

Nezaretteki ikinci gününde zehirlenmesi, maruz kaldığı çıplak ve elle rahim araması, ağır yaralanması, kan kaybı, uğradığı işkenceler…

Koğuşta onu karşılayan, “Korkma bacım. Biz terörist değiliz, sen de değilsin, bunu bize yaşatan teröristtir. Hiç korkma” diyen Emine…

Beslenemediği için ölecek duruma gelen Hozan Canê’nin pişmemiş cezaevi pilavını yiyememesi, yeni koğuş arkadaşlarının, “Ye, bunu da yemezsen ölürsün” demeleri, sonra ona acıyıp sakladıkları bir parça peynir ekmeği paylaşmaları, suyun bile zor bulunduğu koğuşta ona bir bardak çay vermeleri…

Ve “FETÖcülerin” sonunda açlıktan ölmesine izin vermedikleri bir Kürt kadın…

PKK üyeliği suçlamasıyla tutuklanan ve işkence gören Almanya vatandaşı Kürt sanatçının “tutuklu bebekler” ile ilk karşılaşması, “Burada 15 günlük bir bebek nasıl yaşar” şaşkınlığını yenemeden, bebeğin üzerinde işkence izlerini görmesi ve o an tüm yaşadıkları arasında en ağırının bu bebek ile karşılaşması olduğunu algılaması…

“O bebek belki büyüdü, belki öldü bilmiyorum, ama hâlâ hayatımda. Rüyalarıma giriyor, terapi görüyorum.” diyen Hozan Canê…

Söyleşiyi henüz izlemediyseniz, mutlaka izleyin.

Alman Devletinin müdahalesi ve pazarlığı ile Hozan Canê bir şekilde kurtuluyor cezaevinden, tahliye ediliyor. Gardiyan bir gece gelip serbestsin diyor, mahkemesiz, sorgusuz sualsiz…

Hozan Canê daha çok korkunç şey anlatıyor söyleşisinde, “bilenlerin” bile bu kadarını bilmedikleri şeyleri; hukuksuzluğun, kötü muamelenin bu kadar çığırından çıkabildiği gerçeğini…

Lakin en az bunlar kadar can yakıcı bir şey daha diyor sanatçı: Almanya devleti beni kendi ülkemden kurtarmak için çok uğraştı.

Bu cümle çok yıkıcı, yıkıcılığı gerçekliğinde.

Köln’de yaşayan sanatçısı Almanya’ya döndükten sonra, Almanya Meclisine davet edilmiş, bir çok devlet kurumu temsilcisi ona hoş geldin ziyaretinde bulunmuş, davetler vermişler Hozan Canê için… “Sen bizim yurttaşımızsın” demişler.

HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, bu ayın başında TBMM’de düzenlediği basın toplantısında cezaevlerindeki işkence, hasta mahpuslar ve “tutuklu bebekler” konularına yine dikkat çekti.

Gergerlioğlu, hasta mahpus ölümlerinde Türkiye’nin dünyada 1. sırada olduğunu belirtti.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Ankara’da gazetecilerle yaptığı bir toplantıda, “Cezaevlerinde 520 çocuk 470 anne var” dedi. Gergerlioğlu bu açıklamadan sonra yine sordu: “Cezaevinde bebeğin ne işi var? Cezaevlerinde şu anda bir aylık bebekler var. Anne tutuksuz yargılanabilecekken tutuklu yargılanıyor. Hamile kadınlar var. Bakan bunların cezaevinde olamayacağını söyleyeceğine, sanki iyi bir iş yapıyormuş gibi ‘Cezaevindeki çocukların masraflarını karşılayacağız, büyük atılımlar yaptık’ diyor. Yerin dibine batsın atılımın.”

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ağustos 2022’de basına yaptığı açıklamada “Cezaevlerinde 1600’e yakın hasta var, 600 civarında ağır hasta var. Yaşlı tutuklu ve hükümlüler var, bebekleri ile cezaevinde kalan hamile kadınlar var, kadınlar var, çocuklu anneler var, bebekler var. Bunlara karşı kolektif bir cezalandırıcı işlem yapılıyor maalesef. Hasta hükümlü ve tutukluların başka bir tedbirle tahliye olmaları gerekiyor. Tıbbın etik kurallarına uyun ve bu hükümlüleri cezaevinde ölüme mahkum etmeyin. Çünkü tümünün yaşam hakkı aynı zamanda tehdit altında. Bir kez daha Bakanlığa sesleniyorum, Adli Tıp Kurumuna sesleniyorum: Bu kolektif cezalandırıcı uygulamalardan vazgeçin, hasta hükümlü ve tutuklulara, yaşlı hükümlü ve tutuklulara ve bebekli annelere daha vicdani davranın.” demişti…

TBMM’de bu konuyu gündeme getiren vekillerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor…

Bu satırları yazarken bir taraftan annesi “Fettullahçı Terör Örgütü”ne üye olduğu gerekçesiyle cezaevinde bulunan kanser hastası 6 yaşındaki Yusuf Kerim Sayın’ın babasının açıklamalarını okuyorum. Yaşam savaşı veren oğlunun annesine kavuşmasını istiyor.

Anne Gülten Sayın Adıyaman’da Gülen Cemaatine ait bir yurtta çalıştığı ve maaşının Bank Asya’ya yattığı gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş.

Yusuf Kerim’in ölümcül Ewing Sarkom kanserinin dördüncü evresinde olduğunu belirten baba Sayın, “Kanser bütün vücuda yayılmış” diyor. Halsizlik ve şiddetli ağrı yaşayan Yusuf Kerim’in sürekli annesini sorduğunu anlatan baba Sayın, “Annesiyle ilgili çocuğa izah edebileceğimiz bir durum yok” diyor: “Annesinin başka bir hastanede tedavi gördüğünü söylüyoruz. Annesini görmek, konuşmak istiyor en azından görüntülü olarak aramamızı ve annesiyle konuşmayı istiyor. Bu isteğini gerçekleştiremiyoruz sürekli geçiştirmeye çalışıyoruz.”

Türkiye kuruluşundan beri yükselen devlet suçlarına son dönemde yenilerini ekledi. Hedef kitlesi geniş, yok edici, çok acımasız, etkisinin yıllarca, nesillerce süreceği suçlar bunlar…

Nasıl çıkılacak bu hukuksuzluk çemberinden, bu kötülük çukurundan?