Erdoğan’ın ikilemi: Yağız attan indirilince boz eşeğe binmeye çalışmak

Biden’ın Türk-Amerikan ilişkilerini kopma noktasına getirmeyi göze almadan Erdoğan’ı daha sert “tokatlayabilmesi” pek mümkün değil... “Madem Erdoğan attan indirilince eşeğe binmeyi bir zül olarak görmeyecek kadar çaresiz, üzerine daha fazla gitmenin anlamı yok” fikri hakim...

ÖMER MURAT 25 Nisan 2022 HABER ANALİZ

Kimi Türk uzmanlar Ukrayna savaşının Erdoğan rejiminin ABD nezdindeki değerini artırdığından keyifle dem vursa da Türkiye’nin Rus S-400 füzelerini aldığı için atıldığı F-35 programına dönme ihtimalinden hala hiç bahsedilmemektedir.

F-35 programına katılımı sayesinde beşinci nesil savaş uçaklarına zamanlıca geçmek üzere olan Türk Hava Kuvvetleri bu kritik jetlerin birdenbire artık gelmeyecek olmasıyla ciddi bir krize düşmüş durumdadır. Türkiye 100 adet F-35 alacaktı, bu uçağın bazı kritik parçaları zaten Türkiye’de üretilmeye başlamıştı. Bunların dışında Türkiye’nin başka NATO ülkelerinin F-35’leri için bir bakım merkezi işlevi görmesi planlanıyordu. Yani Türkiye bir yandan önemli bir askeri ihtiyacını karşılarken, diğer yandan teknoloji transferi sayesinde savunma endüstrisini geliştirme fırsatı bulacak ve bakım merkezi olarak da ayrıca gelir elde edecekti.

F-35 savaş uçağı.

Tüm bu avantajlar Erdoğan’ın S-400 füzelerini almasıyla suya düştü. S-400’ler teknoloji transferi içermediği gibi, onlara sahip olmanın getirdiği faydanın F-35’leri kaybetmekten dolayı Türkiye’nin uğradığı büyük askeri ve mali zararlarla kıyaslanabilmesi bile mümkün değildir. Öte yandan yeni savaş jeti tedariki öyle galeriden beğendiğin arabayı almaya benzememektedir, en az on-on beş yıllık bir süreç gerektirdiğinden Türk Hava Kuvvetleri ciddi bir sıkıntıya düşmüştür.

Bu nedenle Erdoğan hükümeti durumu bir nebze düzeltebilmek için adeta can havliyle Washington’a “F-35 olmuyorsa bari F-16 verin?” dedi. Türkiye alamadığı beşinci nesil F-35’ler yerine, 40 adet dördüncü nesil F-16’ların yenilerinden almak ve ilaveten elindeki eskimiş F-16’ları modernize etmek için gereken teçhizatlardan talep etti. Biden Yönetiminin bu talebi nasıl karşılayacağı hala belli değil… ABD Kongresi’nde Erdoğan rejimine karşı oldukça olumsuz bir hava hakim… Türkiye’nin bu talebi basına yansıyınca, Beyaz Saray’ın ancak Kongre onayını atlatacak bir formülle satışı gerçekleştirebileceğine dair yorumlar yapıldı. Bu spekülasyonlar bile Kongre üyelerini rahatsız etti ve ABD Dışişleri Bakanlığı’na mektup yazarak satış sürecine dair bilgi istediler. ABD Dışişleri Bakanlığı cevabi mektubunda F-16’ların Türkiye’ye satılmasının ABD çıkarlarıyla uyumlu olduğunu belirtmekle birlikte, “satışı uygun gördüğünü” ifade etmekten kaçındı. Yani Türk basınında yer alan başlıklarla, F-16 satışına bir yeşil ışık yakılması değil “yeşil ışık yakılabileceğine dair bir işaret” söz konusuydu. ABD Dışişleri Bakanlığı söz konusu mektupta F-16 satışını uygun görmesi halinde bunu Kongre’ye bildireceğini de ifade ederek satışın Kongrenin atlatılarak gerçekleştirilebileceğine dair spekülasyonları da geçersiz kıldı.

Türk F-16’ları

Biden Yönetimi Erdoğan’ın Türk-ABD ilişkilerine kalıcı zararlar vermesini ve NATO üyesi Türkiye’nin Batı kampındaki yerinin daha fazla sarsılmasını önlemek için bir orta yol formülü olarak F-16 satışına olumlu bakıyor gözükmektedir. Düşünce şu: Erdoğan bugün var, yarın yok… F-35’den atılması (ve diğer CAATSA yaptırımları) onun için zaten ağır bir darbe oldu. Biden’ın Erdoğan’a pek yüz verdiği söylenemez, göreve geldikten sonra onu ilk kez Ermeni soykırımını tanıyacağını haber vermek için aradı, geçen yıl düzenlediği Demokrasi Zirvesi’ne çağırmayarak açıkça kendisini “otokrat” liginde gördüğünü tüm dünyaya ilan etti, hatta Ukrayna savaşını ele almak üzere özel olarak toplanan son NATO Zirvesinde tüm ısrarlarına rağmen Erdoğan’la görüşmeye gerek görmedi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı son insan hakları raporunda Türkiye’nin hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlemediği, ifade, basın ve gösteri özgürlüklerinin ağır şekilde kısıtlandığı otoriter bir ülke olduğu tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. Biden’ın Türk-Amerikan ilişkilerini kopma noktasına getirmeyi göze almadan Erdoğan’ı daha sert “tokatlayabilmesi” pek mümkün değil… “Madem Erdoğan attan indirilince eşeğe binmeyi bir zül (hakirlik) olarak görmeyecek kadar çaresiz, üzerine daha fazla gitmenin anlamı yok” fikri hakim…

Fakat bu düşünce satışın gerçekleşmesinin önünde ciddi engeller bulunmadığı anlamına da gelmiyor. ABD Kongresi’nde Erdoğan rejimi karşıtı hava çok güçlü olduğundan Kongre’den böyle bir onayın geçme ihtimali düşük. Kongre’deki olumsuz havanın başlıca dört nedeni var:

(1) Erdoğan’ın ABD’nin tüm uyarılarını dikkate almayarak S-400 almış olması. Biden Yönetimi “Onun cezasını zaten kestik, daha fazla üzerine gitmeyelim” diyebilir ama bu kez karşısına diğer engeller çıkacaktır.

Türkiye’nin Rusya’da satın aldığı S-400 hava savunma sisteminin teslimatı yapılırken. (2019)

(2) YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yönelik yaklaşımda Türkiye ve ABD arasında yaşanan anlaşmazlık. Erdoğan’ın Suriye siyasetinde Washington’la koordine etmeye gerek görmeden bazı aşırılıkçı örgütlerle işbirliğine gitmesi gibi yaptığı bir dizi vahim kritik hata sonrası ABD resmen terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nın Suriye’deki uzantısıyla IŞİD’e karşı mücadelede aynı safa geçti ve SDG ile askeri ilişkilerini ilerletti. Afganistan’daki müttefiklerine “başınızın çaresine bakın” diyerek adeta “paldır küldür” gerçekleştirdiği geri çekilme sonrası Washington’un uğradığı itibar kaybı çok tazedir. Şimdi Türkiye’nin olası bir askeri operasyonuna karşı SDG’nin yalnız bırakılmasının dünyada benzer bir havaya yol açacağı kanaati güçlüdür.

(3) Erdoğan rejiminin ABD karşıtlığını siyasi söylem haline getirmesi ve (4) otoriterliğinin dozunu giderek artırarak muhaliflerini hapsetmesi, hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırması, ağır insan hakları ihlallerinde bulunması.

Tüm bunlar ABD Kongresindeki Yunan, Ermeni ve Kürt lobilerinin etkinliklerini normalden çok daha yüksek seviyeye çıkarabilmelerini sağlamaktadır. O nedenle Erdoğan rejimi Suriye konusunda ABD’yle bir uzlaşmaya varmadan, Batı karşıtı siyasi söylemlerinde değişime ve otoriterliğinde yumuşamaya gitmeden Biden’ın Kongre’deki Türkiye karşıtı havayı dağıtabilmesi hiç de kolay olmayacaktır. Oysa Türkiye Erdoğan’ın ekonomik kriz nedeniyle çok zorlanacağı kritik bir seçim sürecine girmektedir. HDP’yi kapattırmaya hazırlandığı görülen AKP liderinin yine iç siyasi mülahazalarla Haziran 2023’e kadar Suriye’de yeni askeri harekatlara girişmesi sürpriz olmayacaktır. Önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın bırakın otoriterliğinde yumuşamaya gitmesini, daha da sertleşerek emir kulu haline gelmiş mahkemeleri ve kolluk kuvvetlerini güçlenen muhalefeti bastırmak için kullanması, tek adam rejimini iyice tahkim etmesi çok daha muhtemeldir. Bu şartlarda Biden’ın Kongre’deki direnişi kırmak için harcaması gereken “siyasi sermayenin” çok yüksek olduğu gerçeğiyle yüzleşmesi halinde süreci Ankara’ya “hayır” demeyecek şekilde belirsizliğini bozmadan uzatması da beklenmelidir.

AKP lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile TürkAkım projesinin 2018’de İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen açılış töreni sırasında…

Erdoğan “F-16’ları bile vermezseniz, askeri jet için de otokrat dostum Putin’in kapısını çalarım” tehdidini savuruyordu. Ukrayna savaşı sonrası Türkiye’nin Rusya’dan böyle bir alımda bulunması “Beni NATO’dan atın” demekle eş anlamlı hale geleceğinden artık Erdoğan’ın böyle bir hamleye cesaret edebilmesi zor olacaktır. Yani Biden için F-16 satışını sürüncemede bırakmanın riski de azalmış gibidir.

Nitekim Türk-ABD ilişkilerinde uzman bir isim olan Dış İlişkiler Konseyi’nde (The Council on Foreign Relations – CFR) kıdemli uzman Henri Barkey, Erdoğan’ın Ukrayna krizinin kendisine Kongre’deki zorlukları bertaraf etmesi için geçiş izni vereceğini düşünüyorsa yanıldığını belirtiyor ve Erdoğan’ın özellikle içeride otoriterleşmesinde hakiki bir iyileşmeye gitmeden iki ülke ilişkilerinin kalitesinde arzulanan değişimin gerçekleşmesini beklememek gerektiğini vurguluyor.

Keza bir başka ABD düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden (Foreign Policy Research Institute – FPRI) yine Türk-ABD ilişkilerinde uzman bir isim olan Aaron Stein da Türkiye’ye F-16 satışına ilişkin iyimser olmadığını kaydederek Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin Başkan Robert Menendez ve James Rich gibi önemli üyelerinin, Türkiye S-400’leri göndermedikçe F-16 satışı gibi gelişmelerin imkansız olmasa da muhtemel olmadığını daha yakın zamanda açıkça ifade etmiş olduklarını hatırlatıyor.

Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou, ABD Senatosu Dışişleri Komitesi Başkanı Senatör Robert (Bob) Menendez’e geçen yıl Atina ziyareti sırasında devlet nişanı vermişti.

Ukrayna savaşının Batı’daki Erdoğan’a yönelik algıyı büyük ölçüde değiştirdiği iddiası, gelişmelerin Ankara’ya getirdiği avantajları abartırken, dezavantajları küçümseme hatasına dayanıyor. (Bu meseleyi sonraki yazımda daha ayrıntılı ele almayı planlıyorum.)

Özet olarak, “yağız attan” beceriksizce düşen ve “boz eşeğe” binip binemeyeceği de hala belli olmayan Erdoğan, Washington cenahından gelen “izin verebiliriz” işaretleriyle sevinmektedir. Nihayetinde o eşeğe binmeyi başarması halinde beyaz atıyla İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet gibi pozlara girecek olması kendisinden ve propaganda ekibinden evleviyetle beklenir. Halka yağız attan düşmenin çok hayırlara vesile olduğundan, boz eşeğin daha fazla işe yarayacağından bahseden “orijinal analizler” belki daha şimdiden yazılmaya başlanmıştır.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat