Erdoğan ‘bir gece ansızın’ demişti: Suriye harekatı neden başlamadı?

Erdoğan sadece Şam ve Moskova’yla anlaşarak Suriye’ye girmeyi planlıyorsa Biden'ın kendi üslubuyla söyleyeceği “Aptal olma, ekonominizi mahvederim” tepkisiyle karşılaşması ve sonrasında frene basması beklenmelidir.

ÖMER MURAT 31 Aralık 2022 HABER ANALİZ

İsmi açıklanmayan bir Türk yetkili 7 Aralık’ta El Cezire televizyonuna, Türkiye’nin YPG’nin Menbiç, Tel Rıfat ve Kobani’den çekilmesi için iki hafta süre verdiğini, bu mesajın ABD ve Rusya’ya iletildiğini, aksi takdirde TSK’nın Suriye’ye yönelik kara harekatının başlatılacağını söylemişti. Aradan üç hafta geçtiği halde kara operasyonu başlatılamadı, onun yerine geçen hafta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Moskova’ya giderek Rus ve Suriyeli mevkidaşlarıyla görüşmelerine şahit olduk. Anlaşılan iktidar yine boyundan büyük laflar edip sonra gerisini getiremedi, Rusya ve ABD’den birinin yeşil ışığını almadan Suriye’de yeni bir harekat düzenlemeye cesaret edemedi. İki ülke de Erdoğan’ın blöfünü görüp pozisyonunu değiştirmedi.

Suriye iç savaşında Türkiye’nin son kara operasyonunu yaptığı 2019’dan bu yana güç dengelerinde kritik bir değişiklik yaşanmadı. Yunanistan’la Ege Denizi’nde yaşanan sorunların geçmişi ise AKP iktidarından da çok önceye dayanıyor. O nedenle bu sorunların son aylarda iktidar tarafından iyice alevlendirilmesinin ana nedenini anlamak için bakmanız gereken yer ilgili ülkelerle Ankara’nın ilişkilerinden ziyade Erdoğan’ın seçim hesaplarıdır.

İktidar bunun aksini iddia ediyorsa şu sorulara makul cevaplar vermek zorundadır: Yunanistan’ın On İki Ada’yı silahlandırdığını veya Ege ve Akdeniz’de deniz sınırlarına ilişkin izlediği Türkiye’yle taban tabana zıt olan siyaseti yirmi yıllık iktidarınızda yeni mi öğrendiniz? Şimdi Türkiye’nin milli çıkarları için kabul edilemez bir tehdit olarak gösterdiğiniz bu sorunlara bunca yıl niye seyirci kaldınız da seçim sath-ı mailinde harekete geçmeye karar verdiniz? Keza 2019’da büyük laflarla Suriye’de YPG’ye yönelik büyük bir operasyon başlatmış ama Trump’ın tüm dünyaya duyuracak şekilde yaptığı “Türk ekonomisini mahvederim” tehdidi ve ABD basınına sızdırdığı “Aptal olma!” mektubu üzerine operasyonu utanç verici şekilde durdurmuştunuz. Madem YPG’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığı Türkiye için bu kadar büyük bir tehdit oluşturuyor, üç yıldır yeni bir operasyon için neyi bekliyordunuz? Seçimleri mi?

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan; Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile Rusya Federasyonu ve Suriye istihbarat başkanlarıyla Moskova’da geçen hafta bir araya geldi.

Erdoğan seçim öncesinde Suriye’ye bir askeri operasyon düzenlemeyi hararetle istiyor, çünkü bunun ona bir taşla bir kaç kuş vurmasını sağlayacağını düşünüyor. Bir yandan ekonomik kriz nedeniyle İYİP’e kayan milliyetçi seçmeni tekrar etrafında kenetlerken diğer yandan Suriye’den gelen şehit cenazelerinin oluşturacağı atmosfer HDP’nin kapatılması kararını kamuoyunun tasvip etmesini sağlayacaktır. Anketlerin gösterdiğine göre, ekonomik kriz nedeniyle AKP oylarında yaşanan erimenin etkisiyle, “allem edip kallem edip” – güçlü rakiplerini hukuk darbeleriyle safdışı ederek ve seçim günü yapacağı ilave “numaralarla” – cumhurbaşkanlığını kazansa bile AKP ve MHP’nin toplam milletvekili sayısının Meclis’te çoğunluğu oluşturmaya yetmediği bir netice çıkması olasılığı hiç düşük değil. Bunu engellemenin bir yolu HDP’yi seçim öncesinde kapatmak… HDP kapatılınca seçmeni muhtemelen bağımsız adaylara oy vermek zorunda kalacak, bu da Meclis’e gönderecekleri vekil sayısını yarı yarıya düşürecek. Bu işten en kazançlı çıkacak parti ise HDP’nin birinci olduğu illerin pek çoğunda ikinci parti durumunda olan AKP. Aynen İmamoğlu’nda olduğu gibi, HDP’nin “gerek görüldüğünde” hemen kapatılmasını temin etmek üzere bir dava süreci Anayasa Mahkemesi’nde yürütülüyor. AKP lideri seçim arefesinde Suriye’ye düzenlenecek bir askeri harekatın elini rahatlatacağını, ona tüm oyunu istediği gibi kurabilmesi için güçlü manivelalar vereceği zannını taşıyor.

Fakat Suriye’ye küçük çaplı da olsa bir harekat düzenleyebilmek için ülkenin hava sahasını kontrol eden Rusya ve ABD’den en az birinin iznini koparması gerekiyor. Türkiye’nin Suriye’de hakim olduğu bölgenin dışında sınırlı hava operasyonları düzenlemesine “sarı ışık” yaktığı görülen Washington yeni bir kara harekatına kesinlikle karşı olduğunu güçlü vurgularla Ankara’ya iletiyor. Bu durumda Erdoğan’ın kendisine bir “iyilik” yapması için otokrat dostu Putin’in kapısını çalmaktan başka çaresi kalmıyor.

Tabiatıyla Putin böyle bir iyiliği bedavaya yapacak değil. Rus lider Erdoğan’ın Suriye’de alacağı gül karşılığında kendisine Ukrayna’dan bir gül vermesini istiyor. Daha önce de vurguladığım üzere, Rusya 2015’de Suriye iç savaşına müdahil olma kararını, temelde Batı’yı Ukrayna’da masaya çekebilmek için elini güçlendirme arzusuyla aldı. 2014’de Kırım’ı ilhak eden Putin, sonrasında bu hamlesini Batı’ya kabul ettirebilmek için çırpınıp durdu, bunu başaramayınca da, önünü arkasını siyasi ve askeri açıdan hiç de doğru hesaplayamadığı artık gün gibi ortaya çıkan Ukrayna işgaline kadar işi vardırdı.

Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın 2018’deki Moskova ziyaretleri sırasında Rusya Devlet Başkanı Putin ve mevkidaşlarıyla görüşmüşlerdi.

Kremlin’in Suriye ve Ukrayna dosyalarını nasıl aynı masada tuttuğuna dair bugüne kadar ortaya çıkmış en çarpıcı somut bir bilgiyi ismi açıklanmayan Türk yetkililer, yine El Cezire’ye yaptığı açıklamalarda verdi. Türk yetkililerin 7 Aralık’ta yayınlanan haberde söylediğine göre Rusya Türkiye’nin Kobani ve Tel Rıfat’ta askeri operasyon düzenlemesine izin vermeyi kabul etmesi karşılığında Ukrayna’yla ilgili bazı şartların yerine getirilmesini talep etti. Türk yetkililer Rusya’nın Ukrayna’da ne tür tavizler talep ettiğine ilişkin ayrıntı vermemişti. Bugüne kadar da Türk basınında ve Türk yetkililerin ne hikmetse kritik açıklamaları yapmak için tercih ettiği görülen Reuters ve El Cezire gibi yabancı yayın organlarında bu konuya ilişkin yeni bir bilgi yer almadı.

Erdoğan Suriye’de askeri harekat için izin koparmak amacıyla Ukrayna’da Putin’in talep ettiği tavizleri verecek mi? Şu ana kadar bu yönde bir emare henüz ortaya çıkmadı. İsveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecini Rusya’yı memnun edecek şekilde yavaşlattığı için Batı’da eleştiri oklarının hedefi olan Erdoğan’ın bu tür bir pazarlıkla Suriye’de operasyon düzenleyeceğinin anlaşılması halinde (ki bunu saklayabilmeleri ne mümkün, ne de muhtemeldir) Batı’da bunun Türkiye aleyhinde infiale yol açması hiç şaşırtıcı olmaz. ABD’nin 9 Aralık’ta Erdoğan’a oldukça yakın bir işadamı olarak bilinen Sıtkı Ayan ve şirketlerini İran Devrim Muhafızları için petrol satışına aracılık ederek ve para aklayarak Tahran’a yönelik yaptırımları deldiği gerekçesiyle yaptırım listesine alması; Erdoğan rejimiyle muhataralı ilişkilere giren bir başka işadamı olan ve ABD’de tutuklu yargılanan Sezgin Baran Korkmaz’ın davasının bir gerekçe belirtilmeden 19 Aralık’ta öne alınması gibi gelişmeleri Batı’nın AKP lideriyle “anladığı dilden” konuşmaktan kaçınmayacağının bazı belirtileri olarak okumak sanırım yanlış olmaz.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan

Bu arka planda cereyan eden Akar ve Fidan’ın iki gün önce Suriye’li mevkidaşlarıyla Rusya’nın arabuluculuğunda Moskova’da gerçekleştirdikleri görüşmede Türkiye’nin operasyonuna onay çıktığına dair bir işaret olmamakla birlikte kesin olan şey böyle bir toplantının üç ülkenin de bu aşamada işine gelmesidir. Rusya böylece Türkiye’yi NATO’da bir çıbanbaşı haline getirebileceği endişesini Batı’da oluşturmanın; Esad rejimi Türkiye’nin kontrolü altındaki bölgelerde faaliyet gösteren Suriyeli muhaliflere Erdoğan’ın kendilerini her an “satabileceği” endişesini oluşturmanın; Ankara ise Şam’la anlaşarak kendisine karşı bir operasyon için gereken izni koparabileceği endişesini YPG üzerinde oluşturmanın “keyfinden” istifade ediyor.

Akar’ın Moskova’daki görüşmeler sonrası yaptığı ilk açıklamada “Şunu özellikle ifade etmek isterim ki bizim Türkiye’de ve Suriye’de yaşayan Suriyeli kardeşlerimizin aleyhine bir şey yapmamız hiçbir şekilde söz konusu değildir. Onları zora sokacak bir davranış içinde hiçbir zaman bulunmadık, bulunmayız. Bunu herkes bu şekilde bilmeli ve ona göre davranmalıdır” ifadeleriyle ayağının tozuyla Suriyeli muhalifleri yatıştırmaya çalışması bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir.

Esad bir yandan Erdoğan’ın (İngilizce’de “charm offensive” sözüyle anlatılan türde) kendisine üst üste yaptığı kurların tamamen Türkiye’deki seçimlerle ilgili olduğunu görmekle birlikte, diğer yandan ABD’nin desteğini arkasında hissetmesi nedeniyle “başına buyruk” hareket eden YPG’yi, Ankara’yla yakınlaşabileceği havası vererek tedip etme fırsatını da kaçırmak istemiyor. Büyük bir ekonomik buhranla cebelleşen Esad rejimi için YPG’nin kontrolü altında tuttuğu Suriye’nin petrol kaynakları üzerinde yeniden hakim duruma geçmek her geçen gün daha fazla önem kazanıyor.

Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, beraberinde Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler ve Kuvvet Komutanları ile geçen hafta Moskova’ya gitmeden önce Suriye sınır hattındaki birliklerde inceleme ve denetlemelerde bulundu.

Türk dış politika yorumcularının çoğunun genel olarak Esad’ın artık Suriye’de galip geldiğini, Esad rejiminin yakın bir tarihte ülkenin genelinde yeniden hakim olacaklarını düşündükleri görülüyor. Oysa bu kaziyenin geçerliliği oldukça tartışmalıdır. Doğru olan Esad’ın akibetinin Putin’in akıbetiyle yakından ilgili olduğu, Rus liderin akıbetinin nasıl şekilleneceğini ise Ukrayna’daki savaşın belirleyeceğidir. Rusya’nın artık Ukrayna’da kazanamayacağı bir savaş başlattığı daha fazla açığa çıkmaktadır. Bilinmeyen şey, bu yenilginin ne zaman ve ne şekilde gerçekleşeceğidir. Batı’nın ağır ekonomik yaptırımlarının ve Putin’in ilan etmek zorunda kaldığı askeri seferberliğin etkisini her geçen gün daha fazla hissedecek olan Rus halkının sabrının tükendiğini gördüğünde Putin ne yapacaktır? Bir delilik daha yapıp Ukrayna’ya nükleer silah mı atacaktır? Putin Eylül’de yaptığı bir konuşmada ABD’nin II. Dünya Savaşı sonunda Japonya’yı teslim olmaya zorlamak için Hiroşima ve Nagasaki’ye attığı atom bombalarını gündeme getirerek kendilerinin de bunu yapabileceğini ima etmiş oldu. Oysa Rusya’nın Ukrayna’da taktik nükleer silah kullanması halinde Kiev teslim bayrağını çekmeyecektir. Japonya, ABD’ye teslim olmak zorundaydı, çünkü dünyada ona karşı dayanabileceği hiçbir güç kalmamıştı ve savaşı üst üste yenilgilerle zaten kaybediyordu. Yine Ukrayna, Rusya’nın kendisine karşı nükleer füze atması halinde Batı’nın onu çok daha fazla desteklemek zorunda kalacağını görebiliyor.

Diğer yandan cephede durum Ukrayna için hiç de kötü değil, başta Kiev’i işgal etmeye gelen Rus birliklerini püskürttü, şimdi ise ülkenin doğusunu işgal eden Rus ordusunu geriletiyor. Ukrayna ordusunun böylesine direnç göstereceğine hiç ihtimal vermeyen Putin’in büyük bir şaşkınlık yaşadığı ve hiç istemediği halde seferberlik ilan etmek zorunda kaldığı biliniyor. Nükleer düğmeye basması, Batı’nın artık çok daha fazla Ukrayna’ya askeri destek vermesine yol açacağından Rusya tüm NATO’yla savaşa girmeyi mi göze alacaktır?

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy Rus işgali başladıktan sonra ilk dış ziyaretini geçen hafta Washington’a yaptı, ABD Kongresi’nde yaptığı konuşma iki partiden de senatör ve temsilcilerin ayakta yaptığı alkışlarla sık sık kesildi. Zelenskiy konuşmasının sonunda Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ve oturumda onun yanında oturan Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e, Ukraynalı askerlerin imzalarını taşıyan büyük bir Ukrayna bayrağı verdi. ABD Başkanı Biden, Zelenskiy ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Amerikan halkı biliyor ki, demokrasi ve özgürlüğe yönelik bu kadar bariz saldırılara seyirci kalırsak dünya kesinlikle daha kötü sonuçlarla karşılaşacaktır.” dedi. Tüm bunlar ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteğin artık geri döndürülemez bir boyuta çıktığı anlamına geliyor. Diyelim ki Putin o deliliği de yaptı: Rusya’nın tüm Batı blogunun müttefiken girdiği bir savaşı kazanma ihtimali olduğundan bahsedilebilir mi? Hele Çin’in kendisine verdiği desteği askeri boyuta çıkarmayacağını çok açık bir şekilde ortaya koyduğu hatırlandığında, ekonomik büyüklüğü İtalya’dan küçük olan ve ordusunun konvansiyonel kabiliyetlerinin o kadar parlak olmadığı görülen Rusya tüm Batı’yı nasıl yenecektir?

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy Başkan Biden’la görüştükten sonra ABD Kongresi’nde ortak oturuma katılarak kongre üyelerine hitap etti. Zelenskiy, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu salonuna yoğun alkış sesleri arasında girdi.

Asıl konumuza dönecek olursak: Peki Rusya, Ukrayna’dan yenik ayrıldığında bunun Suriye’ye etkisi ne olacaktır? Öncelikle Rusya nasıl aniden Suriye iç savaşına müdahil olmuşsa, benzer şekilde aniden Suriye’den çekilecektir. Bu durumda Esad rejimi kendisinin ayakta kalmasını sağlayan en kritik destekten mahrum kalacak ve artık tamamen kendisini İran’ın kollarına bırakacaktır. İç sorunlarıyla boğuşan ve Irak’taki etkinliğini sürdürmek için büyük bir enerji harcayan İran’ın tek başına Esad rejimini ayakta tutabilecek güce sahip olduğu söylenemez. Bugüne kadar ABD, Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirilebileceğine dair bir işaret vermekten ısrarla kaçınmaktadır ki, sanırım bunun bir nedeni Şam’la Tahran arasındaki ilişkilerin neredeyse “kan kardeşliği” seviyesine ulaşmış olmasıdır. Keza İsrail’in de Esad rejiminin yeniden “diriltilmesine” hiç de olumlu bakmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, böyle bir senaryoda Esad rejimi hayatiyetini sürdürdüğü müddetçe ABD Suriye’deki mevcut statükonun Şam lehine değişmesine müsaade etmeyecektir.

Washington’un son dönemde Ortadoğu’daki stratejik ortakları olan Körfez Arap ülkeleriyle yaşadığı gerilimin ardında İran’ın Irak ve Suriye’de etkinliğini artırmasını önlememesi (veya önleyememesi) dolayısıyla bu ülkelerde, özellikle de Suudi Arabistan’da oluşan kızgınlık yatmaktadır. ABD’nin Ortadoğu’da İran karşısında daha fazla zemin kaybetmeye tahammülü iyice azalmış haldedir. Washington’un Rusya’nın Suriye’den çekilmesi halinde Türkiye’nin Fırat’ın batısında gerçekleştireceği olası operasyonlara, bunların Ankara ve Tahran’ı kaçınılmaz şekilde karşı karşıya getireceğini görerek, “Orası benim sorumluluğumdaki (ilgilendiğim) bir alan değil” diyerek göz yumması da hiç şaşırtıcı olmaz.

Diğer yandan Ukrayna savaşı sonrası ABD, Rusya’nın Gürcistan ve Suriye’deki müdahalelerine karşı sert tepkiler geliştirmemiş olmasını büyük bir hata kabul ederek, bu hataların Putin’i cesaretlendirdiği kanısına vardı. Bunlara bir de geçen yıl Afganistan’ı Taliban’a bırakarak geri çekilmenin ABD’nin dünyadaki itibarı üzerinde yaptığı hasar eklendiğinde Washington’da, özellikle de Senato’da, Suriye’de Rusya karşısında kesinlikle geri adım atılmaması ve Erdoğan, Putin, Esad arasında Batı dışlanarak yapılacak bir anlaşmayla YPG’nin tasfiye edilmesine müsaade edilmemesi iradesi çok güçlü bir şekilde tezahür etti. Erdoğan bu iradeyi dikkate almadan sadece Şam ve Moskova’yla anlaşarak Suriye’ye girmeyi planlıyorsa 2019’un farklı bir şekilde tekrarının yaşanmasını, yani Biden’ın kendi üslubuyla söyleyeceği “Aptal olma, şimdi durduk yere zaten krizdeki ekonomini mahvetmeyeyim” benzeri bir tepkisiyle karşılaşması sonrası acı şekilde frene basması beklenmelidir.

2022 yılının tartışmasız en önemli gelişmesi Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan savaştı. 2023 yılında bu savaşın uluslararası sistemde yol açtığı dalgalanmalar artarak sürecek, savaşın nasıl şekilleneceği ve sona ereceği dünya siyasetinde ABD-Çin rekabetinden, Suriye’deki dengelere kadar pek çok alanda kaçınılmaz etkilerde bulunacaktır.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat