Batı otokrat liderlerin gizli servetlerine neden göz yumuyor?

Batı bir yandan Putin ve Erdoğan gibi otoriter liderlerle mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan onların gayrımeşru yollardan ülkelerinin zenginliklerinden apardıkları muazzam paraların kendi sistemi içerisine rahatça sokulmasına, bu yoldan aklanmasına göz yumuyor.

ÖMER MURAT 20 Mart 2022 HABER ANALİZ

Ukrayna savaşı başladığında, ABD’li akademisyen Paul Krugman’ın The New York Times gazetesindeki bir makalesinde paylaştığı bilgileri özetleyerek, Batı’nın kendi yolsuzluklarıyla yüzleşme pahasına Rus oligarkların Batılı ülkelerde bulundurdukları muazzam servetlerin peşine düşmesi halinde, Putin’in en zayıf yerinden vurulmuş olacağını ve Rus liderin bu hamle karşısında pes edebileceği meselesini ele almıştım.

Sonrasında Batılı ülkeler Rus oligarklara yönelik çok kapsamlı yaptırımlar açıkladılar, yatlarına ve malikanelerine el koyma süreçleri başlattılar. Fakat The Washington Post gazetesinin finans muhabiri Todd C. Frankel’in analizine göre ABD Yönetimi, Rus oligarklara yönelik takibatlarını artırmakla birlikte, bu oligarkların (dünyadaki diğer benzerlerinin) ülkelerinin zenginliklerini farklı yollarla sömürerek elde ettikleri yüz milyarlarca doları Batı kontrolündeki uluslararası finans sistemine aktarmalarını sağlayan “yasal boşlukları” kapatma konusunda henüz herhangi bir adım atmış değil. Bu nedenle Batı’nın kendi yolsuzluklarıyla yüzleşmeye ne denli hazır olduğu sorusu hala cevapsız…

FBI iki yıl önce hazırladığı bir istihbarat raporunda, kara paranın yasal boşlukları kullanarak bazı özel yatırım firmaları üzerinden ABD’de aklanma tehlikesine dikkat çekti. Örnek olarak New York’taki bir özel sermaye şirketinin, organize suçla irtibatlı bir Rus şirketinden 100 milyon dolardan fazla para almasını gösterdi. ABD’de bankalar ve menkul kıymetler komisyoncuları yatırımlarının asıl sahiplerini açıklamakla ve bu çerçevede başka kısıtlamalarla yükümlüyken, “özel sermaye şirketleri, riziko sermaye fonları ve hedge fonları” gibi yapılar bu tür yükümlülükler altında değil. Bu sayede dünyadaki yolsuz siyasetçiler ve farklı suçlarla irtibatlı kişilikler ABD finans sistemini kullanabiliyor. ABD’de bu paralardan yararlanan finans endüstrisi çok güçlü olduğu için, ABD Hazine Bakanlığı’nın ve diğer yolsuzlukla mücadele eden kurumların yasal boşlukların kapatılmasına yönelik çabalarını bugüne kadar boşa çıkarmayı başardılar.

Bahse konu finans endüstrisinin büyüklüğü dudak uçuklatacak cinsten: 11 trilyon dolar… Biden Yönetimi bu kadar güçlü bir endüstriyi karşısına almak istemediğinden Ukrayna’ya saldırısı sonrası Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin’e yakın oligarkların cezalandırılmasına yönelik çabalarının kadük kalması veya sessizce rafa kaldırılması ihtimalleri bulunuyor.

Biden Yönetimi Rus oligarkların gayrımeşru yollardan elde ettikleri gelirlerin peşine düşmek üzere bir görev gücü oluşturduğunu ilan etse de, yukarıda bahsettiğimiz özel finans kurumlarındaki yatırımların soruşturulmasına yönelik açık bir yol haritası belirlemedi.

Mevcut kanunlara göre, bu finans kurumları yatırımcılarının kimliklerini, kendilerine aktardıkları parayı nasıl kazandıklarını tahkik etmek zorunda değil… Oysa ABD bankaları 1970 tarihli kara para aklanmasını önleme yasası ve diğer kanuni düzenlemeler çerçevesinde bunu yapmak, yani müşterilerinin kim olduğunu bilmek, parayı nasıl kazandığını doğrulamak durumunda…

ABD’deki yolsuzluk karşıtı gruplar ve Hazine Bakanlığı yetkilileri bu özel finans kurumlarının da bankaların tabi olduğu yükümlülükler altında faaliyet göstermesi için bastırıyor. Bu kurumlar finansal piyasalarda giderek daha önemli oyuncular haline geliyor. Geçtiğimiz on yıl boyunca, bu özel sermaye piyasalarında dönen paranın miktarı örneğin borsalarda işlem gören miktarın her yıl üzerine çıktı. Bu finans kurumlarının tuttuğu paranın miktarı (11 trilyon dolar), halihazırda ABD ticari bankalarında mevduat hesaplarındaki toplam paranın (22,5 trilyon dolar) yarısına ulaştı.

Ama bu özel finans kurumlarının parayı nereden elde ettiğine ilişkin çok az bilgi bulunuyor. Oligarkların büyük yatları, özel uçakları, devasa malikanelerinden farklı olarak, bu tür özel finans kurumlarında tuttukları servetleri herkesin gözleri önünde değil…

Wall Street’teki New York Borsası binası.

ABD Hazine Bakanlığı’nın eski bir yetkilisi olan ve halihazırda yasadışı finansla mücadeleye yönelik bir düşünce kuruluşunda çalışan Joshua Kirschenbaum “Lüks rezidanslar – bunlar görünür şeyler. İnsanlar onları görebiliyor. Ama özel sermaye fonunda sınırlı sorumlu (komandit) ortaklığınız üzerinden bir servetiniz varsa, bunu kimse görmez” diyor. Kirschenbaum bu finans kuruluşlarında kimlerin paralarının bulunduğunun bilinmediğini kaydediyor.

Bu fonlarda şüpheli faaliyetler yürütüldüğüne ilişkin bazı ipuçları da ortaya çıktı. Hacker’lar tarafından ele geçirilmesi sayesinde yayınlanan FBI’ın 2020 tarihli bir istihbarat raporuna göre, New York ve Londra’da faaliyet gösteren bir hedge fonunun yöneticisi, yaptırıma uğrayan ülkelerden yasaklı malzemelerin alınıp satılmasını içeren bir plan yaptı.

Bu finansal kurumların müşterilerinin kimliğini saklamalarına imkan tanıyan yasal boşlukların kapatılması için bir önerge veren Demokrat Parti Senatörü Ron Wyden, bu finans endüstrisinin Rus oligarkların servetlerinin gizlenmesinde ciddi bir sorun teşkil ettiğini söyledi.

ABD Hazine Bakanlığı’nın söz konusu yasal boşlukların kapatılması için çalışmalar yürüttüğü biliniyor. Fakat özel sermaye endüstrisi bunlara “gereksiz” olduklarını iddia ederek karşı çıkıyor. Yolsuzlukla mücadele eden gruplar ise bu tür düzenlemeler olmadığından ABD’nin paralarını gizlemek isteyenler için popüler bir yer haline geldiğini belirtiyorlar.

Washington’da yolsuzlukla mücadeleye yönelik çalışmalar yürüten Küresel Finansal Dürüstlük (Global Financial Integrity) adlı düşünce kuruluşunun direktörlerinden Lakshmi Kumar mevcut durumu “karanlıkta avlanma” olarak nitelendiriyor, kurallar öyle belirlenmiş ki bilgi bakımından kara bir delik söz konusu… “Eğer ABD yaptırımlarına maruz bir kişiyseniz, servetinizi saklayacağınız en iyi yer yine ABD’dir. Bu bir sorun.” diyor.

Londra finans bölgesi.

Söz konusu finans şirketlerindeki bir yatırımın ABD yaptırımları altındaki bir kişiye ait olup olmadığını tespit etmek mevcut kanunlara göre imkansızdır. Uzmanlara göre, bu şirketler farklı finansal enstrümanlar üzerinden bu tür kişilerin paralarını sahibini bilmeden alabilirler. Oysa bankalar müşterilerin kimliğini soruşturmak, kara para aklama gibi bir faaliyetten şüphelendiğinde bunu ilgili resmi kurumlara bildirmek zorundalar… Özel sermaye şirketleri Avrupa Birliği ve İngiltere’de de ABD’dekine benzer muafiyetlere sahipler…

ABD Hazine Bakanlığı’nın yasal boşlukları kapatmaya yönelik 2015’deki teşebbüsü, bu finans endüstrisinin muhalefeti sonucu neticesiz kaldı. Güçlü lobileri aracılığıyla bu endüstri, kara paranın kendileri üzerinden aklanma riskinin düşük olduğu iddialarını tekrarlıyorlar.

Yolsuzlukla mücadele eden Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün ABD direktörü Gary Kalman, bu iddianın doğruluğunun oldukça şüpheli olduğunu belirterek “Bence küçük kirli sır şu: Kimse bildirmek zorunda olmadığı için ne kadar (kirli) paranın saklandığını bilmiyoruz” diyor. ABD’de son dönemlerde kara paranın aklanmasını önlemek için kritik bazı düzenlemeler yapılmakla birlikte, bu özel finans şirketlerinin ayrıcalıklarına dokunulmadı.

Putin’in önce başka muhaliflerine yaptığı gibi zehirletip öldürtmeye çalıştığı, o suikast teşebbüsü ters gidince tutuklattığı Rus muhalif lider Alexei Navalny hapishanedeki hücresinden yaptığı son açıklamada “Putin ve adamlarının tek önemsedikleri, vatan bildikleri şey İsviçre’deki banka hesaplarıdır” diyordu. Şimdi Ukrayna’ya saldırınca ortalığa dökülen bilgilerden Putin’in kişisel servetinin 100 milyar doları bulduğu ve bunun önemli bir kısmının örtülü yollarla Batılı finans kurumlarında tutulduğunu öğreniyoruz.

Alexei Navalny

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 2017’de yaptığı açıklamada, elinde Erdoğan ailesinin 2011 yılında offshore bir şirkete en az 15 milyon dolarlık para transferi yaptığını gösteren banka belgeleri olduğunu söylemişti. Bunun Erdoğan’ın yurtdışında tuttuğu servetinin küçük bir bölümü, yani buzdağının görünen kısmı olduğuna pek şüphe yok…

Batı bir yandan otoriter liderlerden “bizar” olduğunu ilan edip, onlara karşı mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan onların gayrımeşru yollardan ülkelerinin zenginliklerinden apardıkları muazzam paraların kendi sistemi içerisine rahatça sokulmasına, bu yoldan aklanmasına göz yumuyor. Acaba bu otokratlar Batı’nın kendilerine bahşettiği bu kolaylıklar olmasa, gizli servetlerini o kadar kolay biriktirebilirler mi?

Peki Batı buna neden müsaade ediyor? Muhtemelen bir kaç nedeni var: İlki bu sayede yüz milyarlarca dolar Batı finansal sistemi içerisine girmiş oluyor. Bir ülkeyi sömürge haline getirmenin külfetlerine hiç girmeden, o ülkenin haris idarecilerinin zaaflarından istifade edip tüm zenginliklerinin kolayca Batı’ya aktarılması sağlanıyor. İkincisi söz konusu liderler halklarından çaldıkları paraları bu şekilde Batı’da tutarak aslında Batı karşısında zayıf duruma düşüyorlar. İki taraf da, iki tarafın da neyin döndüğünü gayet iyi bildiğinden haberdar… İç siyasette halka hamasi, şoven duygular pompalayan, Batı karşıtlığı yapan liderler bir yandan da “işlerini sağlama almak için” çaldıkları paraları Batı finans sistemine aktarıyor. Buradan tüm Batı karşıtı söylemlerinin bir tiyatrodan ibaret olduğunu, kendi elleriyle kendi iplerini verdikleri Batı’nın o ipi hangi ölçüde gevşek tuttuğuna bağlı olarak söz konusu liderin “atıp tuttuğunu” ve bir noktada ipi çekildiğinde hizaya geldiğini tahmin edebiliyoruz.

Peki Putin hadisesinde ters giden ne olmuş olabilir? Öncelikle milletler oldukça kompleks varlıklardır. En ağır otokrasiyle ve yoğun propaganda bombardımanı altında idare edildiklerinde bile, sömürüldüklerini anladıkları andan itibaren elitlerine güvenlerini yitirmeye başlarlar. Ülkenin zenginliklerine bir avuç azınlık çökmüşken, bu düzeni devam ettirebilmek, yani “halkı uyutmak” için bir uyuşturucuya ihtiyaç vardır ve bu genellikle aşırı milliyetçiliktir. Önceki yazımda bir tarihçinin tespitleri olarak aktardığım gibi Putin Rus halkına uzunca bir süredir “Asıl sorunumuz Ukrayna’ya sahip olmamaktır” şeklinde bir masal anlatarak rejimin otoriterlik ve yolsuzluklarını bu yolla örtmekteydi. Görülen o ki, işler kontrolden öyle bir çıktı ki şimdi Batı’nın da başına büyük bir belaya dönüştü. Yani hikayenin kendi elleriyle yaptıkları bir Frankeştayn boyutu var.

Putin Ukrayna’ya saldırısı sonrası ilk kez önceki gün halka hitaben konuşma yaptı. “Yapmamız gerekeni biliyoruz. Ne bedel ödememiz gerektiğini de biliyoruz” diyen Putin’in üzerindeki montun 11 bin euro değerinde olduğu dikkatlerden kaçmadı.

Bu hadisenin de ortaya koyduğu gibi, Batı liderliğindeki liberal uluslararası düzenin karşısındaki en büyük tehdit, bana öyle geliyor ki, Batı karşıtı şovenist söylemlerle halkını uyutan Putin ve Erdoğan gibi otokrat liderlerden ziyade, Batı’nın “çifte standartlarıdır.” Bu çifte standartların beslediği bataklık o otokrasilerin yaşam alanını genişletmekte ve güçlendirmektedir. Ortalığı sinekler basınca Batı feryat figan elinde en gelişmiş silahlarla bu sinekleri yok etmek üzere yeminler savurmaktadır. Ama bataklığı kurutmak için, bugün bile, harekete geçmekten imtina etmekte, kendi yolsuzluklarıyla yüzleşme gücünü gösterememektedir.

Bu tür bilgi ve değerlendirmelerin, kör bir Batı karşıtlığını alevlendirmeye odun yapıldığının gayet iyi farkındayım. O nedenle ayrı bir sonuç paragrafı yazmak şart gibi gözükmektedir. Batılı ülkeler bugün dünyada en ileri ifade ve basın özgürlüklerine sahiplerdir, hukukun üstünlüğü ilkesinin en güçlü olduğu yer de yine Batı’dır. Batı dışındaki ülkelere baktığımızda, karşımızda otokrasi, yolsuzluklar, keyfilikler ve popülizmle dolu bir dünya görüyoruz. “Avrasyacılık” gibi ideolojiler, Batılı gibi olma, yani belli oranda da olsa hukukun üstünlüğünü, temel özgürlükleri ülkende tesis etme baskısını bertaraf etmek için uydurulmuş karanlık fikirlerdir. Çin ve Rus siyasi rejimlerinin ve toplumsal düzenlerinin 21.yy dünyasında ne bir umut, ne de alternatif olması mümkündür. Türkiye’de Putin’in düşüşünden farklı nedenlerle endişe edenler olduğu, kaygılarının gerçek kaynağını gizlemek için işi Batı karşıtlığına döktükleri görülmektedir. Mesela Esad rejimine verdiği kritik destek nedeniyle Putin’e sempati besleyenler, şimdi zayıflamış bir Rusya’nın Esad için işleri iyice çıkmaza sokacağının farkındadırlar. Bu kişiler “ağıtlarını” Batı karşıtlığı olarak yakabilmektedirler. Bir başka grup ise, Putin’in düşüşünün otokratik rejimleri gözden düşürdüğü oranda Türkiye’de Erdoğan sonrasında benzer bir rejimin kurulabilmesini zorlaştıracağının farkındadırlar. Erdoğan rejiminin ulusalcı kanadını temsil eden bu grup için Putin Rusyası’ndan aldıkları, alacakları desteğin kritik önemde olduğu, Moskova ile aralarında neredeyse organik bir bağ bulunduğu verdikleri tepkilerden anlaşılmaktadır.

Batı sistemi içerisinde kalıp orada müttefikler bularak, çifte standartlar ve haksızlıklara karşı mücadele etmekten başka makul bir yol olduğundan bahsedilemez. Bu mücadelede başarılı olabilmek için ülkenizi yönetecek yolsuz olmayan dürüst idareciler bulunması ve hukukun üstünlüğünün güçlü şekilde tesis edilmesi atılması gereken ilk adımlardır. Bunları atamadığınız zaman, ülkenizin otokrasiye düşmesine engel olabilmeniz zordur. Öyle bir ülkenin de ne Batı’da itibar görmesi, ne de Batı’nın çifte standartlarına karşı gelebilmesi mümkündür.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat