‘Zühtü bey; bu yalanları hiç utanmadan nasıl söylüyorsunuz?’

Dr. Selami Er: AYM Başkanı Zühtü Aslan. İnsan haklarını koruduğunuz yalanını lütfen eski üyeniz Erdal Bey’in vefat eden eşinin ya da 6 yıldır babasının yolunu gözleyen eski üyeniz Alparslan Bey’in %90’ın üzerinde engelli oğlu Eren’in gözlerine bakarak söyleyebilir misiniz?

SELAMİ ER 24 Eylül 2022 GÖRÜŞ

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan ‘Anayasa Mahkemesi’nin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi’ kapsamında uluslararası bir konferansta yaptığı konuşmada bireysel başvuru sisteminin on yıllık uygulamasını büyük bir başarı ve diğer ülke uygulamaları ile karşılaştırınca da başarılı bir örnek olarak ifade etti. Gerçekten öyle mi?

10 yıl önce bugün Strasbourg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) bireysel başvuru sistemi için hazırlık kapsamında çalışmalar yürütürken heyecan içinde Mahkeme’deki arkadaşlarımı arayarak bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı günde oradaki havayı teneffüs etmek istemiştim.

Bireysel başvuru sisteminin kuruluşunda görev alan ve hazırlık çalışmalarını yürüten arkadaşlarımda ve bende bir yandan insan hakları bilincinin yerleşmesinde büyük önemi olduğunu düşündüğümüz yeni görevin heyecanı, diğer yandan da bunun üstesinden gelinip gelinemeyeceği endişesi vardı. Talihin cilvesine bakın ki, bu hazırlık çalışmalarını yürüten raportörlerin neredeyse tamamı Zühtü Bey’in başkan olduğu dönemde mahkemeden gönderildi ve bugün yargı mensubu değiller.

Geçen on yılda AYM tarafından 392 bin bireysel başvurunun 311 bini sonuçlandırılmış. Bunlardan 28 bininde en az bir hakkın ihlal edildiği sonucuna varılmış. Yani başvuruların %9’u ihlal ile sonuçlanmış. İhlal kararı verilen başvuruların büyük bir bölümü, %60’dan fazlası makul sürede yargılanma hakkına ilişkin. Makul sürede yargılanma hakkı dışında ihlal kararı 11,5 bin civarında, yani toplam başvuruların yaklaşık yüzde 4’üne tekabül ediyor. Konunun yabancıları için açıklayayım: Bu oran gerçekten insan hakları yargılaması için emsalleri ile kıyaslandığında yüksek bir oran. Ancak soruyu tekrar soralım: gerçekten AYM başarılı mı?

Öncelikle doğru bir kıyaslama yapabilmek için Türkiye’nin insan hakları karnesine, ülkedeki hukuk ve adalet sisteminin geldiği duruma bakmak gerekiyor. Konda’nın 2021 yılındaki anketine göre halkın %69’u adalete güvenmiyor. Türkiye, 2021 yılında hukukun üstünlüğü endeksinde 139 ülke arasında 117. sırada yer aldı. Çeşit çeşit mafya grupları bürokrasiden ve siyasetten önemli insanlarla iş tutuyor ve insanlar yargıdan, idareden hakları olanı dahi alabilmek için rüşvet vermek zorunda kaldıklarından şikayet ediyorlar. Suçluların tepedekiler ile araları bozulmadıkça makbul insan olduğu; güçsüzlerin, kadınların, çocukların sokaklarda korkarak yürüdüğü bir ülkeden bahsediyoruz. Hırsızlığın, rüşvetin, haracın, ayrımcılığın, polisin vatandaşı darp etmenin artık suç olmaktan çıktığı, hatta kimi zaman övüldüğü bir yer burası. Haksızlığın, hukuksuzluğun akla gelmeyecek binlerce çeşidinin her gün devlet eliyle yaşatıldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Elbette bu ülkede bireysel başvuru sayıları da hak ihlal ile sonuçlanan karar sayısı da yüksek olacaktır. Bu rakamları Almanya ile, İspanya ile karşılaştırarak doğru sonuca varamayız.

İkincisi, ihlal kararlarının niteliğine bakmak lazım. Zühtü Bey’in de açıkladığı gibi ihlal kararlarının yüzde 60’dan fazlası uzun süren yargılamalar nedeni ile verilmiş kararlar. Burada başvuruculara cüzi miktarda tazminat verilmektedir. Verilecek tazminat rakamları, dava türlerine göre belirlenmiştir ve karar vermesi en kolay başvurulardır. Yine kamu borçlarının veya kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi nedeni ile verilen ihlal kararları da böyledir. Avukatlar da bunu bildiklerinden müvekkillerine biraz tazminat, kendilerine de vekalet ücreti kazanma derdi ile bu tür başvuruları Mahkeme önüne getirmektedirler. Bu tür davalar sistematik insan hakları sorunları olmakla birlikte, insan hakları yargısının kalitesini gösterme açısından ölçüt olacak nitelikten yoksundur. Dolayısıyla, bu rakamlar Anayasa Mahkemesi’nin mühim bir başarısına işaret etmemektedir. Öte yandan, son 6 yılda 12 bin yeni hakim ve savcı istihdam edildiği halde yargılamaların uzun sürmesi adalet sisteminin başarısızlığının bir diğer göstergesidir.

Bir Anayasa Mahkemesi’nin insan hakları konusunda başarısı, azınlık hakları veya toplumda itilen, ötekileştirilen kesimlerin, başka ırktan, dinden, düşünceden insanların hakları söz konusu olduğunda (hele bunlar iktidar ile karşı karşıya gelmişler ise), bu kırılgan kesimlerin haklarını koruyabilmesiyle, iktidarın zorbalığına karşı çıkabilmesiyle ölçülür. İnsan hakları koruyucuları, siyasi hassasiyet içeren davalarda tarafsız bir şekilde hukuku söyleme cesareti göstererek asli vazifesini ifa eder ve saygınlık kazanırlar.

Gerçek bir insan hakları yargıcı ve AYM, iki eş başkanı, 9 milletvekili, 89 il başkanı ve 193 ilçe başkanı 5-6 yıldır tutuklu olan ve iktidarın bütün seçim hilelerine rağmen kazanılan 3 büyükşehir, 5 il, 45 ilçe ve 12 belde belediyesine kayyım atanan HDP’nin başvurularında üç maymunu oynamaz. Sadece meşru bir gösteri hakkını kullandığı için hapsedilen Kavala’nın içeride tutsak kalmasına göz yummaz.

Bir KHK ile yüzlerce okul, üniversite, hastane, yurt, gazete, televizyon vs. kapatılırken ve masum insanların malları gasp edilirken; on binlerce kamu personeli haklarında tek bir delil olmadan KHK ile mesleklerinden ihraç edilip, sivil ölüme terk edilirken; yüz binlerce insan hakkında tamamı meşru faaliyetleri nedeni ile terör örgütü üyesi olmaktan soruşturma açılırken; bir sürü işkence vakıası yaşanırken kendini başarılı gören Anayasa Mahkemesi nerede idi? İktidarın ‘terörle mücadele’ türküsüne eşlik ederek saygılarını sunuyordu Zühtü Arslan.

Anayasa Mahkemesi’nin gerçek karnesi tali nitelikteki değil, gerçek insan hakları problemleri karşısındaki tutumundan anlaşılır. Ve benim vardığım sonuç; Anayasa Mahkemesi’nin sadece tribünlere oynamakta olduğudur. İktidarın veya tek başına Erdoğan’ın kırmızı çizgilerine yaklaşmamak için çok kıvrak hareketler ile gelen başvuruları savuşturmakta, nadiren gerçekten dişe dokunur kararlar vermektedir.

Bu şekilde de AİHM nezdinde etkin iç hukuk yolu olma özelliğini korumaktadır. Tıpkı üstatları Erdoğan’ın bütün başarısızlığına rağmen 20 yıldır iktidarda kalabilmesi gibi bir başarı bu. Zira zihniyet düzeyinde AYM yargıçlarının genelinin Erdoğan ve rejiminden farklı bir yanları yoktur. Sadece mesleğin doğası gereği mecburi bir farklılıkları vardır.

Bunun yanında yaşanan büyük hak ihlallerine gözünü kapayan, kimine de teşne olan Zühtü Arslan’ın insanların gözüne baka baka Şirazi’den alıntılar ile ‘hak ihlallerini engellemek için toplumda ötekinin kabul edilmesi, farklılıklar içinde birlikte yaşama kültürünün yerleşmesi gerektiğini’ söyleyebilmesini ilginç buluyorum. Evet, Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri budur, ama siz bunu utanmadan nasıl ifade edebiliyorsunuz?

Siz başkan olduktan sonra farklı düşüncede oldukları MİT tarafından bildirilen onlarca raportörü (2015 yılından nerede ise mevcut raportörlerin yarısı ve Mahkeme tarihinde ilk defa yaşanmıştır) Mahkemeden göndermediniz mi? O raportörlerden Murat Arslan, Uluslararası Hakimler Birliği tarafından Yargı Bağımsızlığı ödülüne layık görüldü. Buradan bir ders çıkardınız mı?

Aynı Zühtü Arslan başkanlığında AYM, kontrollü darbe girişiminin hemen ertesi günü haklarında tek bir delil olmadan tutuklanan iki üyesi Alparslan Altan ve Erdal Tercan hakkında olumlu hiçbir şey yapmaz iken, yaklaşık bir ay sonra bu iki üyeyi ‘haklarındaki sosyal çevre bilgisini gerekçe göstererek mesleklerinden ihraç etti. Yani haklarındaki dedikoduyu anayasal güvenceyi aşmak için yeterli saydı ve ardından diğer kurumlara da bu yönde yol açmış, cesaret vermiş oldu. Bu iki saygıdeğer üyenin tutukluluklarının tamamen haksız olduğu ve tutuklandıkları ve mesleklerinden ihraç edildikleri tarihte haklarında en ufak bir delilin dahi bulunmadığını AİHM Alparslan Altan ve Erdal Tercan kararları ile ortaya koydu.

İnsan haklarını koruduğunuz yalanını lütfen Erdal Bey’in vefat eden eşinin ardından kendisinin ya da çocuklarının, veya 6 yıldır babasının yolunu gözleyen Alparslan Bey’in %90’ın üzerinde engelli oğlu Eren’in gözlerine bakarak söyleyebilir misiniz?

Sonuç olarak kendi üyelerinizin bile hakkını korumayan, tersine haklarını gasp eden bu halinizle; iktidarın suçlarını örten yamacısı, ‘bende yalan da yok hilaf da’ diyen ama sürekli yalan hikayeler anlatan Teyo Dayı, kendini şövalye zanneden Don Kişot veya dayağı yedikten sonra başını dik tutmaya çalışan ‘Küçük Enişte’ olabilirsiniz, ama insan haklarını korumada iyi örnek sayılabilecek bir mahkeme veya bir yargıç asla!

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram